Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin 16 Mart 1988’de Halepçe’ye düzenlediği kimyasal saldırının üzerinden 38 yıl geçti. Sarin, VX ve hardal gazı kullanılan saldırıda binlerce sivil hayatını kaybetti, katliam Kürt tarihinin en ağır katliamlarından biri olarak hafızalara kazındı.
Irak’ta Saddam Hüseyin rejimine bağlı ordu, 16 Mart 1988’de Kürtlerin yaşadığı Halepçe kentinde kimyasal silah kullanarak binlerce sivili öldürdü.
1979 yılında İran’da Şah rejiminin devrilmesinin ardından İran’ın yeni lideri Humeyn ülkedeki üst düzey komutanları idam etmiş, bu durum İran ordusunda zafiyete yol açmıştı. Bunu değerlendirmek isteyen Saddam rejimi 22 Eylül 1980 tarihinde İran’a savaş açmıştı.
Tarafların birbirine karşı mutlak zafer elde edemediği ve sekiz yıl süren savaş boyunca yaklaşık 1 milyon insan ölmüştü. Savaşın bitmesinin ardından ise ‘İran ile işbirliği’ yapıldığı iddiasıyla Saddam Hüseyin rejimi tarafından ‘intikam operasyonları’ gerçekleştirildi.
Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak, 1980’li yılların ortalarında, bir yandan İran’la savaşın sonlarına yaklaşırken, diğer yandan 23 Şubat-16 Eylül 1988 tarihleri arasında Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgelerine, Enfal adını verdiği sekiz aşamalı bir operasyon başlatmıştı. Enfal ve daha özelinde Halepçe Katliamı, Saddam rejiminin bu ‘intikam operasyonlarından’ biriydi.
Kuran-ı Kerim’de yer alan surelerden biri olan ve operasyona adı verilen ‘Enfal’ taşıdığı ‘savaş ganimetleri’ anlamı nedeniyle Saddam rejiminin katliamdan aynı zamanda neyi amaçladığını da gösteriyordu.
Halepçe bölgesinde yaşayan Kürtler, İran-Irak Savaşı boyunca iki tarafa da mesafeli durmuştu. Ancak tam bu dönemde Saddam Hüseyin, bölgedeki bazı peşmerge gruplarıyla işbirliği yaptığı iddia edilen İran ordusunun ilerleyişini durdurmak amacıyla Irak Ordusu Kuzey Cephesi Komutanı olarak atadığı kuzeni Ali Hasan el-Mecit el-Tikriti’ye kimyasal silah kullanması için talimat verdi. Ali el-Tikriti daha sonra hem Halepçe’de Kürtlere hem de yine İran ile işbirliği gerekçesiyle Basra’daki Şiilere karşı kullandığı kimyasal silahlar nedeniyle ‘Kimyasal Ali’ olarak anılacaktı.

16 Mart 1988 tarihinde başlayan ve üç gün süren hava saldırılarında Halepçe kasabası ve civarının kimyasal silahlarla bombalanması talimatını veren ‘Kimyasal Ali’ saldırılarda yaklaşık 12.000 kişinin hayatını kaybetmesinin faillerinden biri olarak İkinci Körfez Savaşı sırasında 2003 yılında ABD güçleri tarafından tutuklandı, 2007’de idam cezasına çarptırıldı ve bu ceza 2010’da infaz edildi. Bir numaralı fail Saddam Hüseyin ise, başta Halepçe Katliamı’nı içeren Enfal Davası olmak üzere diğer davalardan da suçlu bulunarak 30 Aralık 2006’da idam edildi.

‘Hâlâ uçak sesleri duyduğumda vücudum titriyor’
Kimyasal gazla gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’ndan kurtulanlardan Kalswme Huseyn, saldırının izlerini aradan geçen 38 yıla rağmen hâlâ taşıyor. Katliam sırasında 14 yaşında olan ve ailesiyle birlikte bir caminin bodrumuna sığınarak hayatta kalan Huseyn, yaşadıklarını “O gün hiç bitmedi” sözleriyle MA’ya anlatıyor.
Sis, gaz ve çığlıkların birbirine karıştığı o sabah Halepçe’de zaman adeta durdu. 16 Mart 1988’de Irak ordusuna ait savaş uçaklarının attığı kimyasal bombalar sadece bir şehri değil, binlerce hayatı da sessizliğe gömdü. İran sınırındaki Halepçe’ye düzenlenen saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 3 bin 200 ile 5 bin arasında sivil hayatını kaybetti, yaklaşık 10 bin kişi de yaralandı. Katliam, sivillerin yaşadığı bir yerleşim alanına yönelik tarihin en büyük kimyasal saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti.
Bugün 52 yaşında olan Kalswme Huseyn, ailesiyle birlikte bir caminin bodrumuna sığınarak hayatta kaldığını anlatıyor. Katliamda teyzesi ve çocuklarının yanı sıra ailesinden çok sayıda kişiyi kaybettiğini belirten Huseyn, o günleri şöyle hatırlıyor:
“Halepçe Katliamı olduğunda 14 yaşındaydım. Annem ve ağabeyimle birlikteydim. Teyzem ve çocukları hayatını kaybetti. Ailemden beş kişi daha öldü. O gece Beraat gecesiydi. İran tarafından sürekli top atışları oluyordu. Annem ağabeyimi uyandırdı ve ‘Halepçe’nin dört tarafı bombalanıyor’ dedi. Biz de kalkıp bir caminin bodrumuna sığındık. O zamanlar bahardı, her yer çiçeklerle doluydu. Halepçe çok güzel bir yerdi. Ama kısa süre sonra her yer toz ve dumana büründü. O görüntü hâlâ hafızamda.”
‘Sabah herkes feryat ediyordu’
Sabah saatlerinde ailesiyle birlikte Halepçe’den ayrılarak dağlık bir bölgeye gittiklerini anlatan Huseyn, o anları şöyle dile getirdi:
“Sabah olduğunda dağlık bir yere ulaştık. Herkes orada saklanıyordu. Sabah olunca herkes feryat ediyordu. Kimyasal gazdan korunmak için yüzlerimizi kapatmıştık. Kalın kıyafetleri üst üste giymiştik. Anneler çocukları kollarının altına alıp saklıyordu.”
Üç gün boyunca aralıksız yağmur yağdığını söyleyen Huseyn, yaşlıların “mavi yağmur” diyerek bunun normal bir yağmur olmadığını söylediğini aktardı.
“Yaşlılar bunun sıradan bir yağmur olmadığını biliyordu. Irak bir yere saldırdığında böyle yağmurların geldiğini söylüyorlardı. Ama çoğu insan ne olacağını bilmiyordu.”

‘Gökyüzü uçaklarla doluydu’
Halepçe’den kaçmaya çalışırken Irak ordusunun bombardımanının sürdüğünü anlatan Huseyn, uçak seslerinin hiç kesilmediğini söyledi.
“Uçaklar sürekli tepemizde dolaşıyordu. Bombaları gördüğümüzde aileler çocukların etrafında toplandı. Herkes bir yere kaçmaya çalışıyordu. Halepçe’ye geri dönemezdik. Bu yüzden dağlara doğru kaçtık. Çocuklar korkudan ağlıyordu, yürüyemiyorlardı. O kaos ve yağmur içinde bombalardan kurtulmaya çalışıyorduk.”
Kimyasal etkiler yıllarca sürdü
1991 yılında tekrar Halepçe’ye döndüklerini söyleyen Huseyn, ancak kentin kimyasal maddelerle kirlenmiş olması nedeniyle yıllar sonra da ölümlerin yaşandığını ifade etti.
“İnsanlar bahçelerine, topraklarına gidiyordu ama toprağın zehirli olduğunu bilmiyorlardı. Bu yüzden döndükten sonra da birçok kişi hayatını kaybetti.”
‘Halepçe unutulmamalı’
Halepçe Katliamı’nın uluslararası alanda soykırım olarak tanındığını hatırlatan Huseyn, buna rağmen katliamın mağdurları için yeterli adımların atılmadığını söyledi.
“Evet, Halepçe bir soykırım olarak tanındı. Ama bugüne kadar kurbanlar için ciddi bir şey yapılmadı. Halepçe unutulmamalıdır. Enfal’i ve Halepçe gibi katliamları unutmamalıyız.”
Bugün bile savaş uçaklarının sesinin bölgede yaşayanlar üzerinde derin bir korku yarattığını belirten Huseyn, “Ailemden 150 kişi hayatını kaybetti. Hâlâ bir uçak sesi duyduğumda bütün vücudum titriyor. Bu korku hâlâ geçmedi” dedi.
‘Dayê bêhna sêva te’ (Anne elma kokusu geliyor)
Bombardımandan sağ kurtulan yedi yaşlarındaki bir çocuğun “Dayê bêhna sêva te” (Anne elma kokusu geliyor) sözleri, Halepçe Katliamı’nın sembollerinden biri oldu.
Sarin, VX gibi gazlar içeren ve Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma hardal gazı gibi kimyasal bombaların kullanıldığı Halepçe Katliamı’ndaki tanıklıklara göre çevreye yayılan elma kokusunu hisseden herkesin önce derisinin yanmaya başladığı, daha sonra da solunum sisteminin iflas etmesi sonucu hayatını kaybettiği aktarılıyor.
BBC muhabiri John Simpson’ın tanıklığı şöyle: “Saldırının sonrasında şahit oldukların, hayatımda gördüğüm en kötü görüntüydü. Irak savaş uçaklarının attığı bu gaz bombalarının etkisi çok aniydi. Bombalardan birinin düştüğü bir odada yemek yeniyordu. Herkes ölmüştü ama her şeyin bir-iki saniye içinde gerçekleştiği belliydi. Yaşlı bir adam ekmeğini ısırırken ölmüştü. Bir başkasının ise gülümsemesi sanki bir şakanın ortasında asılı kalmıştı.”
Simpson, İran’ın ise Halepçe Katliamı’nı ‘araçsallaştırma çabalarını’ söyle aktarıyor: “İran, benim de içinde bulunduğum küçük bir grup yabancı gazeteciyi Halepçe’ye götürdü. Çünkü Saddam Hüseyin’in kendi halkına karşı işlediği suçu sergileyerek bir propaganda zaferi kazanacağını düşünüyordu. İranlı yetkililer biz gittiğimizde görelim diye, saldırıdan kurtulanların ölülerini gömmesini engellemişti.”
Kimyasal bombaları taşıyan sekiz MİG-23 savaş uçağının Halepçe kasabasına bir gece baskını düzenlemesiyle başlayan saldırılar yaklaşık beş saat sürdü.
İlk hava saldırısı sonrası Halepçe halkı bu saldırıyı uzun yıllardır süren savaşın bir parçası olarak algılayıp evlerine ve girdiler.
Ancak sonrasında, Irak ordusu konvansiyonel silahlarla Halepçe’yi tekrar bombalayarak özellikle evlerin camların kırılmasını hedefledi ve kimyasal bombaların etkisinin artmasını sağladı.
Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Dr. Fouad Baban, 7 Aralık 2002 tarihli “Experiment in Evil” başlıklı makalesinde, Halepçe’de engelli doğum oranının Hiroşima ve Nagazaki’nin 4-5 katı olduğunu belirtiyor. Baban aynı raporda, yetişkin ve çocuklarda görülen kanser vakalarının dünyanın herhangi bir bölgesindeki vakalardan çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) raporuna göre ise Halepçe Katliamı, artçı etkileriyle birlikte, günümüze kadar 43 bin 753 aşkın kişinin ölümüne, 61 binden fazla kişinin de sakat kalmasına sebep oldu.
Kaynak: İlke TV







