TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuştu.
Röportajdan öne çıkan bölümler şöyle:
27 Mart’ta adaya Öcalan’a yaptığınız görüşme 5 saat sürmüş. Sizin geçen hafta katıldığınız Med TV yayınındaki anlatımınıza göre kalabalık bir heyet var. Yine sizin anlatımınızla bu kez devlet heyeti de konuşmalara daha aktif müdahil oluyor. Bu önemli detay çünkü daha önceki görüşmelere dair sızan notlardan biliyoruz ki genelde Öcalan ve sizler konuşursunuz sadece. Bu son görüşmeye kadar devlet görevlilerinin çok nadir araya girdiğini izledik. Oysa sizin bu son aktardığınız bilgi üzerinden anladım ki 27 Mart 2026 görüşmesi iki tarafın müzakeresi şeklinde geçmiş. Doğru mu?
Ağırlıklı olarak, devlet ve Sayın Öcalan’ın diyalog kurduğu bir görüşme diyelim.
Ekim 2025’te bu son süreç başladığında beri sizin önünüzde bu tür bir diyalog ilk defa oluyor diye anlıyorum. Yani aslında bu bir müzakereydi…
Artık bazı şeylerin somutlaşması gerektiğine olan inançla aslında bir diyalog kuruldu. Öyle diyelim bence.
Ama ilk defa böyle bir şey oldu.
Evet, evet.
(…)
Böyle bir karşılıklı görüş alışverişine sizin heyetinizin hazır bulunduğu bir ortamda gerek duyulmasının sebebi tam olarak nedir? Mutlaka ki karşılıklı beklentiler hep var, bu işin doğasının gereği. Ama bugüne kadar olmayan şey bugün oluyor. Acaba iş kritik bir eşiğe geldiği için ya da işin başka yöne evrilebileceğine yönelik kaygılar olduğu için mi buna gerek duyuldu?
İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”
Bunu kamuoyuna da söylüyorlar zaten.
Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.
Öcalan ile kamuoyundan habersiz görüşmeler yapıyorsunuz?
Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı.
Önceki eş başkanlarınız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın AİHM kararlarına ve Devlet Bahçeli’nin bu konuyu gündemde tutmasına rağmen hâlâ serbest bırakılmamış olmaları özellikle DEM Parti seçmenleri nezdinde kuvvetli şüphe gibi görünüyor.
Bize de söylüyorlar.
Peki siz bu tezat durumu kendi tabanına izah edemediğinizi devlet tarafına söylediğiniz zaman nasıl bir geri dönüş alıyorsunuz?
Biz devletle yaptığımız her görüşmede bunu gündem yapıyoruz. “Somut adım” derken biz bunları kastediyoruz zaten. Ve Cumhurbaşkanı dahil, Sayın Bahçeli dahil her görüşmede toplumun beklentilerini isim isim aktarıyoruz. “Yok” denilmiyor, “hayır” denilmiyor ama yani bir “evet” de yok, bir “tamam” da yok. İşte sıkıntı burada. Belki bir takvime ihtiyaç var. Bir programa ihtiyaç var. Oysaki yasa gerektirmeyen AİHM kararlarının uygulanması ve kayyımların kaldırılması gibi adımların hayata geçirilmesi siyasi iklimi yumuşatacağı gibi esas başlıkların da hızlanmasına vesile olabilir.








