Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının birinci yılında; kamuoyu şimdi Öcalan’dan gelecek yeni mesajın sürecin ikinci aşamasını nasıl şekillendireceğine odaklandı. Peki geçen bir yılda hangi kritik eşikler aşıldı, hangi adımlar atıldı?
Numedya24’ten Çağdaş Kaplan’ın haberi…
Bugün, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı ve sürecin sonraki adımlarına zemin hazırlayan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısının birinci yıl dönümü. Aradan geçen bir yılda, PKK’nin kendisini feshi, silah yakma töreni, gerilla güçlerinin Türkiye’den çekilmesi ve Meclis Komisyonu’nun ortak raporunun hazırlanması gibi birçok kritik ve tarihsel gelişme yaşandı.
Kamuoyu, çağrının yıl dönümünde Öcalan’dan gelecek yeni mesajı bekliyor.
Peki geride kalan bir yılda hangi adımlar atıldı? Nûmedya24 okurları için derledik.
BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM MANİFESTOSU

Aralarında Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, Ahmet Türk, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, milletvekili Cengiz Çiçek ile Asrın Hukuk Bürosu’ndan Av. Özgür Faik Erol’un da bulunduğu DEM Parti heyeti, süreç kapsamında Abdullah Öcalan ile 27 Şubat’ta üçüncü görüşmesini gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından Öcalan, sürecin bundan sonraki aşamalarına yön verecek olan 27 Şubat deklarasyonunu açıkladı.
PKK’YE FESİH ÇAĞRISI
Aynı gün DEM Parti heyeti, Abdullah Öcalan’ın bu tarihi çağrısını İstanbul’da Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaştı. Öcalan, çağrısında PKK’nin feshedilmesi yönünde de açık bir çağrıda bulundu. Açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.
Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.
Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
Öcalan’ın bu tarihi ve yeni bir dönemin işaretçisi bu çağrısı sadece Türkiye’de değil dünya kamuoyunda da geniş yer buldu.
Bu çağrıya PKK’nin yanıtı da gecikmedi. PKK Yürütme Komitesi, Öcalan’ın çağrısına uyacaklarını ve ateşkes ilan ettiklerini açıkladı. PKK, kongrenin toplanabilmesi için güvenlikli ortamın oluşturulması ve Abdullah Öcalan’ın bizzat kongreyi yürütmesi gerektiğini vurguladı. Öcalan’ın bu çağrısının ardından ayrıca DEM Parti’nin İmralı heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere birçok önemli siyasi görüşmesi oldu.
PKK SİLAHLI MÜCADELEYİ SONLANDIRDI
Takvimler 12 Mayıs’ı gösterdiğinde PKK’den kritik ve tarihi bir açıklama geldi. PKK, 5-6 Mayıs tarihleri arasında 12. Kongresi’ni başarıyla tamamladığını açıkladı. PKK yaptığı tarihi açıklamada ise silahlı mücadeleyi sonlandırdığını ve örgütsel yapısını feshettiğini açıkladı. Karar Türkiye ve Ortadoğu’da ilk gündem maddesi oldu tüm dünya basınında geniş yer buldu. Karar sonrası siyasetten peş peşe açıklamalar geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma kararını “kritik eşiği geçtik” ifadeleriyle değerlendirdi. MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Bugün kazanan siyaset ve demokrasidir” dedi. Bahçeli, stratejik ve yasal adımların çatı ve çerçevesinin nasıl belirleneceği ayrıca belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli aynı zamanda Öcalan’a teşekkür etti. CHP lideri Özgür Özel, PKK’nin fesih kararını “kritik bir eşik” olarak nitelendirdi. Çözümün adresi olarak Meclis’i işaret eden Özel, demokrasinin kurumsallaştırılması konusunda atılması gereken adımların olduğunu vurguladı. DEM Parti yeni bir dönemin başladığına işaret ederek Meclis’in devreye girmesi ve yasal süreç için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı.
MECLİS KOMİSYONU İÇİN ÇALIŞMALAR BAŞLADI

Bu gelişme sonrası siyasetin de Meclis’i işaret eden açıklamalarıyla birlikte Meclis’te bir komisyon kurulması tartışması gündeme girdi. Bahçeli, süreçle ilgili, “Ok yaydan çıktı, geri dönüş yok” dedi ve Meclis’te komisyon kurulması önerisinde bulundu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrı yapan Bahçeli, Kurtulmuş’un çağrısı ile “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” kurulmasını teklif etti. Bahçeli, kurulacak komisyonda Meclis’te temsil edilen 16 partiden temsilcilerin yer almasını önerdi. Bahçeli’nin bu çağrısı, DEM Parti’den olumlu karşılık buldu. Pervin Buldan, öneriye destek verdiklerini açıklayarak, AKP’ye tutumunu gecikmeden açıklama çağrısı yaptı. DEM Parti bu konuda tüm siyasi parti liderleriyle ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.
24 Haziran’da Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne ilişkin Meclis Komisyonu kurulması gündemiyle Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle görüştü.
Toplantıda, sürece ilişkin bir komisyonun nasıl kurulması gerektiği, hangi çerçevede ve ne zaman oluşturulacağı konularında fikir alışverişinde bulunuldu. Partilerin, toplantıdaki görüşlerini bir çerçeve haline getirerek bir hafta içinde Meclis Başkanı Kurtulmuş’a sunacakları açıklandı.
İsmi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak belirlenen komisyon ilk toplantısını 5 Ağustos’ta yaptı. Komisyonda siyasi partilerin temsilci sayılarının dağılımı ise şu şekilde oldu: AKP 21, CHP 10, DEM Parti ve MHP 4’er, Yeni Yol Partisi 3, HÜDA PAR, TİP, EMEP, DSP ve Yeniden Refah Partisi 1’er milletvekili.
İlk toplantıdan bu yana komisyon 20 toplantı gerçekleştirdi. Bu sürede aralarında insan hakları örgütleri, barolar, dernekler, akademisyenler, bakanların da bulunduğu 134 kurum ve kişiden çözüm için önerileri alındı.
ÖCALAN’DAN 26 YIL ARADAN SONRA GÖRÜNTÜLÜ MESAJ
Takvimler 9 Temmuz’u gösterdiğinde Abdullah Öcalan’dan 26 yıl aradan sonra sesli ve görüntülü mesaj geldi.

Öcalan, PKK’nin 12. Fesih Kongresi’ni çağrısına tarihi bir yanıt olarak değerlendirdi. “Yaşananlar tarihsel bir dönüşümün ürünüdür” diyen Öcalan, Demokratik Toplum Manifestosu’nu duyurarak silahların gönüllü olarak bırakılmasının gerekliliğine dikkat çekti. Gelişmelerin İmralı’da yürütülen görüşmeler sonucunda şekillendiğini belirten Öcalan, bu temasların özgür irade temelinde yürütüldüğünü vurguladı. Öcalan, gelinen noktanın sadece teorik değil, aynı zamanda pratik adımlarla pekiştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
PKK’nin varlık inkârına karşı çıkışının hedefine ulaştığını belirten Öcalan, bu nedenle ulus devletçi amaç ve savaş stratejisine son verildiğini, bu çerçevede silah bırakma mekanizmasının kurulmasının gerekli ve mümkün olduğunu, demokratik siyaset ve hukuka dayalı bir stratejiyle yol alınması gerektiğini söyledi.
BARIŞ İÇİN SİLAHLAR ATEŞE VERİLDİ
Öcalan’ın bu mesajının günler sonrasında 11 Temmuz günü Türkiye’nin yakın tarihine damga vuracak görüntüler geldi. Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de Barış ve Demokratik Toplum Grubu tarafından silah bırakma töreni düzenlendi. Barış ve Demokratik Toplum Grubu’na, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat ve Nedim Seven öncülük etti. Grup, 15 kadın ve 15 erkek olmak üzere toplam 30 kişilik bir gerilla heyetinden oluştu. Töreni izlemek üzere Türkiye, Kürdistan ve uluslararası çevrelerden yüzü aşkın siyasetçi, aydın yazar ile sivil toplum örgütü temsilcisi alanda bulunuyordu.

Tarihi törende açıklama yapan Bese Hozat töreni Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı çerçevesinde düzenlediklerini söyledi. Hozat açıklamasında, “Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” dedi. Ardından Bese Hozat öncülüğünde gerillalar alana kurulan dev kazana silahlarını bırakarak ateşe verdi. Bu tarihi ve kritik adım hem Türkiye hem de dünya basınında manşetlere çıktı ve günlerce tartışıldı.
AMED’DE İSTANBUL’DA DEMOKRATİK SÜRECİN ÖNCÜLERİ OLMAK İSTERİZ
Aynı gün törenin ardından Nûmedya24’ten Diyar Ciwan’a konuşan Bese Hozat, aldıkları kararda “çok net” olduklarını ifade etti. Bundan sonraki aşamanın devletin atacağı adımlara bağlı olduğunu belirten Hozat, “Karşı tarafın atacağı adımlar süreci belirleyebilir. Biz dağdan buraya gelişimizle yetinmek istemiyoruz. Bizler de bu kadar tecrübeden sonra Amed’de, Ankara’da, İstanbul’da demokratik siyasetin yürütücüleri, öncüleri olmak isteriz” dedi.
Süreç PKK tarafından atılan bu adımın ardından ivme kazanmaya başladı. DEM Parti İmralı Heyeti siyasi partilerin liderleri ve Adalet Bakanı ile görüşmeler gerçekleştirdi.
ÖCALAN’DAN 3 KİLİT KAVRAM AÇIKLAMASI
DEM Parti İmralı Heyeti 28 Ağustos’ta İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştü. Öcalan Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu sonrası gerçekleşen bu ilk ziyarette “Demokratik toplum, barış ve entegrasyonun bu sürecin üç kilit kavramı olduğunu” açıkladı.
İKİNCİ AŞAMA
Buldan bu ziyaret sonrası verdiği bir röportajda sürecin ikinci aşamasına geçildiğini söyledi: “Bir de şöyle ifade etti Sayın Öcalan bu son görüşmede. Şimdi sırada ikinci aşam var. Birinci taktik PKK, PKK’nin silah bırakması, kendisini feshetmesi, komisyonun kurulması vesaire. Şimdi ikinci aşama, şimdi ikinci taktik. Bu ne? İşte yasalar çıkacak, entegrasyon başlayacak. Demokratikleşme ve özgürlükler yasası çıkacak. Bununla birlikte yeni tartışmalar elbette ki olacak. Dolayısıyla hepsini bir arada yapmak, hepsini birden çözmek zaten mümkün değil.”
GERİLLA GÜÇLERİ TÜRKİYE’DEN ÇEKİLDİ

Ekim ayının sonunda PKK süreçte güven arttırıcı bir adım daha attı. Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin fesih kararı aldığı 12. Kongresi doğrultusunda, Türkiye’deki tüm gerilla güçlerinin çekilmeye başladığı duyuruldu. Açıklamada, “PKK’ye özgü Geçiş Hukuku esas alınmalı, demokratik siyasete katılabilmek için gerekli özgürlük ve demokratik entegrasyon yasaları gecikmeden çıkarılmalı” çağrısı yapıldı.
Karar, Kandil’de düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Karar kapsamında geri çekilen 25 HPG ve YJA-Star gerillası da yapılan basın açıklamasına katıldı. Kürt Özgürlük Hareketi imzalı basın açıklamasını ise KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok ile YJA-Star komutanlarından Vejîn Dêrsim yaptı.
MECLİS KOMİSYONU ÖCALAN GÖRÜŞMESİ
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Meclis’te dinleme faaliyeti çalışmalarına devam eden Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Öcalan ile görüşmesi yönünde tartışmalar da devam ediyordu.
DEM Parti bu görüşmenin gerçekleşmesinin sürecin önünün açılması noktasında zaruri olduğunu belirtirken, MHP de görüşmenin gerçekleşmesinin sürece katkı sunacağı görüşündeydi. Fakat AKP cephesi sessizliğini koruyarak tavrını ortaya bir türlü koymadı. Ta ki MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 18 Kasım’da partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmaya kadar.
BAHÇELİ’NİN İMRALI ÇIKIŞI: GEREKİRSE BEN GİDERİM

Daha önce de komisyonun İmralı’yı ziyaret etmesi gerektiği noktasında çağrılar yapan Bahçeli bu açıklamasında bu kez set bir çıkış yaparak, “Şayet Meclis’te kurulan komisyon bu çerçevede karar alamazsa, hiç kimse bu ziyarete yanaşmazsa, herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse, açık açık söylüyorum alırım yanıma üç arkadaşımı kendi imkânlarımızla İmralı’ya gitmekten gocunmam, çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem” dedi.
Bu açıklamanın ardından bu konudaki gelişmeler de hızlandı.
Komisyon 21 Kasım’da yaptığı 18. toplantısında İmralı ziyaretine ilişkin oylama yaptı. Basına kapalı yapılan ve CHP’nin üye vermeme kararı alarak ayrıldığı toplantıda yapılan oylamada, komisyonun Abdullah Öcalan ile görüşmesine oy çokluğuyla “evet” denildi. Oylamada DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP “evet” oyu kullandı. Sonuçta 32 “evet”, 3 “hayır” ve 2 “çekimser” oyla komisyonun İmralı’ya gitmesi kararlaştırıldı.
CHP’NİN TARTIŞMALI İMRALI KARARI
Öcalan’ı ziyaret ettiği görüşme öncesi, CHP’nin komisyon heyetine üye vermeme kararı çokça tartışıldı ve eleştirildi. CHP bu kararını “tüm meselenin İmralı’ya gidip gitmeme konusuna sıkıştırılmasına milletimizin rızası yoktur. Bu kararın olmazsa olmaz olarak tanımlanması, tarihi bir kavşak ve tek seçenek olarak öne sürülmesi Komisyonun kuruluş amacıyla uyumlu değildir” şeklinde gerekçelendirdi. Gelen eleştirilen üzerine CHP lideri Özel’in DEM Parti’yi kastederek kullandığı “Stockholm sendromu” ve “celladına aşık olmak” ifadeleri tartışmayı daha da alevlendirdi.
KOMİSYON HEYETİ İMRALI’DA
Komisyon heyetinde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP’den Hüseyin Yayman yer aldı. Ve bu heyet 24 Kasım’da İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüştü.
Görüşmeye ilişkin Meclis Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ver Demokratik Toplum Çağrısı akabinde örgütün kendisini fesh etmesi ve silah bırakması yönündeki açıklamaların yanı sıra Suriye’de 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesine yönelik sorulan sorular kapsamında detaylı beyanlar alınmıştır” ifadeleri yer aldı.
Bu görüşmenin detaylarının Meclis Komisyonu’na sunulacağı açıklandı. Fakat medyada görüşmenin ayrıntılarına ilişkin bir çok manipülatif haber çıktı. Özellikle de süreç konusunda iktidar cephesinden başından bu yana bir şart olarak koşulan ve tehdit açıklamalarının geldiği Suriye ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) durumu konusunda.
ÖCALAN’DAN DSG AÇIKLAMASI

Komisyon heyetinin İmralı ziyaretinde yer alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit görüşmenin ayrıntılarına ilişkin açıklama yaptı. Koçyiğit, Öcalan’ın görüşme sırasında DSG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki sözlerini paylaştı: “10 Mart Mutabakatı’nı önemsediğini ve uygulanması gerektiğini söyledi. Bu anlamıyla özellikle silahlı güçlerin orduya entegrasyonu ama aynı zamanda yerel asayiş güçlerinin olması gerektiğini dile getirdi. Biri Savunma Bakanlığı’na ordu olarak entegre olacak. Yerel asayiş güçleri ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı yerel asayiş olacak.”
TUTANAKLARIN ÖZETİ PAYLAŞILDI
DEM Parti, İmralı görüşmesine ilişkin siyasette ve kamuoyunda yürüyen tartışmalar kapsamında, görüşmenin tüm detaylarının Meclis Komisyonu ve kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini savundu ve bu yönde çağrılar yaptı. CHP, Yeni Yol Grubu, TİP ve EMEP’in Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmenin tutanaklarının tam halinin paylaşılması yönünde görüş bildirdi. Fakat tüm bu taleplere rağmen komisyonda görüşme tutanakların özeti okundu.
KOMİSYONUN SON TOPLANTISI: RAPOR HAZIRLIĞI, ÇALIŞMA SÜRESİ UZATILDI
Meclis Komisyonu yılın son ve 20. toplantısını ise 24 Aralık’ta gerçekleşti. Bu toplantıdan önce komisyonda yer alan siyasi partiler komisyonun hazırlayacağı nihai çözüm raporu için komisyona kendi raporlarını sundu.
Numan Kurtulmuş, komisyonun son eşiğe geldiğini ve yazılacak ortak raporun TBMM Genel Kurulu’na sunulmasının ardından yasa süreçlerinin başlayacağını ifade etti. Akademisyenler, komisyon toplantısında Meclis Başkanlığı’nın talebiyle hazırladığı ‘tutanak analizi’ni sundu. Tutanak analizinde sürecin nihai hedefi konusunda belirsizliğin devam ettiği vurgulandı. Af ve topluma entegrasyon konularına yaklaşımda da önemli ayrışmalar bulunduğu ifade edildi. Meclis Başkanı, “ortak rapor”un önemine dikkat çekerken, parti temsilcileri tutanak analizini değerlendirdi. Yapılan oylamada komisyonun görev süresi, iki ay uzatıldı.
ROJAVA’YA SALDIRILAR
2026 yılı ise saldırılarla başladı. Türkiye’de süreçte yasal adımlar beklenirken, Suriye geçici hükümetine bağlı grupların 6 Ocak’ta Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılar başlattı. Şam yönetimi 16 Ocak’ta ise Dêr Hafir ve ardından Rakka, Tabka ve Deyr Zor’da Demokratik Suriye Güçleri’ne dönük saldırılar başlattı, Rojava kentleri kuşatma altına alındı.
Demokratik Suriye Güçleri bu saldırlarla birlikte Rakka, Tabka ve Deyr Zor’dan çekilerek Kürt bölgelerine geçti.
Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS), Şam hükümetinin Rojava’ya yönelik hak ihlallerini içeren raporuna göre saldırılar büyük bir insani felaketi ortaya çıkardı ve insan haklarının sistematik biçimde ihlal edildi.
Raporda, 6 Ocak’tan bu yana Şam hükümetine bağlı grupların neden olduğu hak ihlallerine ilişkin veriler şöyle sıralandı:
Ölü (kadın ve çocuklar dahil sivil): En az 1.200
Sivil tutuklular: En az 2.000
Kayıp: 526
Teslim edilmeyen cenazeler: 270
Şeqîf ve Halep cezaevlerinde işkence gören tutuklular: 1.000
Göç
Halep’ten göç edenler: En az 160 bin
Rakka ve Tabqa’dan göç edenler: En az 100 bin
Kuşatma altındaki kentler
Kobani: Kuşatma bir ayı geçti
Haseke: Bilinçli aç bırakma politikası uygulanıyor
Saldırılar devam ederken ateşkes kararları alınsa da bu kararlar Şam yönetimi tarafından defalarca ihlal edildi.
Saldırılar karşısında Kürtler dünyanın dört bir yanında kesintisiz eylemler düzenledi.
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Şam hükümetiyle yaptığı görüşmenin ardından 30 Ocak’ta uluslararası güçlerin garantörlüğünde bir ateşkes ve entegrasyon anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, iki taraf arasında “askeri ve idari güçlerin aşamalı olarak entegrasyonu” konusunda mutabakata varıldı. Açıklama ayrıca askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesi, Halep Valiliği’ne bağlı bir tümen içinde Kobanî tugayının kurulmasına ek olarak, üç DSG tugayından oluşan bir askeri tümenin oluşturulması başlıklarını içeriyordu.
Anlaşmanın imzalanmasının ardından entegrasyon takvimi de işlemeye başladı ve hâlâ devam ediyor.
2 Şubat’ta Haseke’ye, 3 Şubat’ta ise Qamışlo’ya giren İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerden oluşan 100-125 kişilik grup, DSG’ye bağlı İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) ile toplantı gerçekleştirdi. DSG’nin belirlediği Haseke Valisi Nureddin İsa Ahmed de 4 Şubat’ta Şam’dan döndü ve Haseke’de törenle karşılandı.
30 OCAK ANLAŞMASI VE ÖCALAN’IN ROLÜ
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve Şam hükümeti arasında ateşkes ve entegrasyon başlıklarını içeren 30 Ocak Anlaşması’nda Abdullah Öcalan’ın rolüne ilişkin de açıklamalar yapıldı. Öcalan’ın İmralı Adası’nda DEM Parti İmralı Heyeti ile yaptığı görüşmede konu ile ilgili hem DSG, hem Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Kürt siyasi aktörlere hem devlet yetkililerine mesajlar ilettiği belirtildi.
Öcalan görüşmede Halep’teki Kürt mahallerine yönelik saldırıların başlamasından sonra, sorunun aşılmaması ve saldırıların sürmesi halinde ortaya son derece kanlı bir tablonun çıkabileceği uyarısında bulundu. Sürecin, önümüzdeki yüzyılı Kürt-Türk ve Arap çatışmasına dönüştürebilecek bir potansiyele sahip tehlikeli bir dinamik barındırdığını ifade etti.
Öcalan, DSG’ye mevcut gidişatın ancak müzakere ve diyalog yoluyla durdurulabileceği, Şara yönetiminin demokrasiye yönelmesi, Kürt varlığını açık biçimde kabul etmesi ve Kürtlerin siyasal temsil hakkını tanınması halinde DSG’nin de “demokratik bir müzakere sürecine girilebileceği” mesajlarını ilettiği kaydedildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, 2 Şubat’ta yaptığı açıklamada anlaşmada Öcalan’ın rolüne dikkat çekerek “Bizim aracılığımızla mesajlarını ilgili yerlere ilettikten sonra böyle bir aşamaya gelindiğini söylemek yanlış olmaz. Öcalan’ın bu konudaki misyonu, rolü ve yaptığı çağrılar; Kürt halkının bir kez daha katliamdan geçirilmemesi perspektifinden yola çıkarak, anlaşmanın bu aşamaya gelmesinde belirleyici olmuştur” dedi.
MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI
Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, 13-15 Şubat tarihleri arasında Uluslararası Münih Konferansı’na katıldı. Bu konferans Rojava yönetimi için bir ilkti. Kürt kamuoyuna göre Münih’te adeta bir “Kürt konferansı” yaşandı. Dünya, IŞİD’e karşı savaşan Kürtleri bu iki isim şahsında adeta ödüllendiriyordu. Heyet, üst düzey temaslar gerçekleştirdi.

Heyetin temas trafiğinde öne çıkan ilk görüşme, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yapılan görüşme oldu. Washington tarafı yeniden yapılanma ve bölgesel güvenlik vurgusu yaparken, Şam yönetimi ABD’nin hem merkezi hükümete hem de DSG ile varılan entegrasyon mutabakatına desteğini sürdürdüğünü açıkladı.
Rubio görüşmesinin ardından, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Jeanne Shaheen öncülüğündeki heyetle temas kuruldu. Senato kanadı, mevcut mutabakatı ulusal uzlaşı açısından kritik bir eşik olarak tanımladı; sürecin kalıcı hale gelmesi için kapsayıcılık, sürekli diyalog ve insan hakları başlıklarının altını çizdi.
Bir diğer durak ise Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faisal bin Farhan Al Saud ile yapılan görüşmeydi. Riyad yönetimi, Suriyelilerin uzlaştığı maddelere destek vermeye ve uygulama sürecine katkı sunmaya hazır olduğunu bildirdi. Abdi’nin yaptırımların kaldırılması ve siyasi sürecin kolaylaştırılmasına yönelik destek için teşekkür etmesi, Körfez hattının yeni denklemde daha görünür bir rol üstlendiğine işaret etti.
KOMİSYON ORTAK RAPORU ONAYLADI
Türkiye’de ise 20 Şubat’ta TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 197 gün süren çalışma sürecinin ardından nihai raporun oyladı.
Oylamada 47 üye kabul, 2 üye ret, 1 üye çekimser yönde oy kullandı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Üyesi Ahmet Şık ve Emek Partisi (EMEP) Üyesi İskender Bayhan “hayır” oyu verirken, CHP Üyesi Türkan Elçi ise “çekimser oy” kullandı. Kurtulmuş, bu raporu “toplumsal barışın kalıcı zemini” olarak nitelendirdi.
DEM PARTİ’DEN MUHALEFET ŞERHİ

DEM Parti, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporuna muhalefet şerhi düştüğünü açıkladı. DEM Parti, taslakta yer alan “terör” ifadelerine itiraz ederek Kürt meselesinin “terör sorunu” olarak tanımlanamayacağını vurguladı. Açıklamada, rapor dilinin kapsayıcı bir üslup benimsemesi gerektiğinin altı çizildi.
ÖCALAN: İKİNCİ AŞAMANIN MİMARİSİNİ GELİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ
DEM Parti İmralı Heyeti Abdullah Öcalan ile son görüşmesini 16 Şubat’ta gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Mithat Sancar, Sayın Öcalan toplantıya şöyle başladı: ‘Bu demokratik entegrasyona giriş toplantısıdır.’ Görüşmesinin başlangıç cümlesi bu oldu” dedi. Sürecin kritik bir aşamada olduğunu vurgulayan Sancar, Öcalan’ın görüşmede, “İkinci aşamanın mimarisini geliştirmeye çalışıyoruz” dediğini aktardı.
UMUT HAKKI VE “ÖCALAN’IN STATÜSÜ” AÇIKLAMALARI
Öcalan’ın koşulları bu hafta siyasi partilerin de gündemindeydi. Salı günü partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısını hatırlattı ve “PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böyle bir sorun varsa -ki bize göre vardır- bunun çözümü nasıl olacaktır? İmralı’nın statüsünün açığı nasıl kapatılacaktır? Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır” dedi. Aynı gün konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da Öcalan’ın koşullarına dikkat çekti ve “Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenleme ile tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır” dedi.
GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR
DEM Parti ve birçok çevre artık süreçte gelinen aşamada yasal ve hukuki düzenlemelere gerek olmadan bazı adımların atılması gerektiği görüşünde. Bunların başında kayyum uygulamaları geliyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, dün Diyarbakır’da kayyum uygulamalarına karşı düzenlenen basın açıklamasında konuştu ve yerlerine kayyum atanan belediye eş başkanının görevlerine iade edilmesinin “yeni aşamanın ilk pratik adımı” olacağını belirterek, “Halkımız artık söz değil, pratik görmek istiyor” dedi. Bir diğer konu ise AİHM ve AYM kararlarının uygulanması. Bu durum için de yasal bir değişikliğe ihtiyaç duyulmuyor.
Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak yerine kayyım atanan Ahmet Türk ise Devlet Bahçeli’nin kendisi için yaptığı “göreve iade” çağrısının ardından yaptığı açıklamaya ilişkin olarak, kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi, Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması ve Kobanê davasında verilen cezaların bozulması gibi “güven artırıcı adımlar” için komisyon raporuna ya da yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadığını söylemişti.








