Gazeteci İlhami Işık Serbestiyet için kaleme aldığı yazısında, 45 yıllık şiddet sarmalının sona erdiğini, Kürt meselesinin ilk kez silahın gölgesinden çıkarak meşru ve toplumsal bir zemine oturduğunu belirtti.
Örgütsel tasfiyenin ötesinde tarihsel bir kırılma yaşandığını vurgulayan Işık, yeni dönemin siyasal, hukuki ve uluslararası boyutlarıyla şekillendiğini ifade ediyor.
Gazeteci İlhami Işık, serbestiyet için yazdı:
Sadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil bu
Evet, Kürt meselesindeki silah ve şiddet son buluyor, bu doğru. Ama aynı zamanda Kürt meselesi hiç bu kadar toplumsallaşmamıştı ve hiç bu kadar meşru bir zemine oturduğu da kabul görmemişti.
Soğuk Savaş’ın zehirli atmosferinde doğan ve şiddetin tekelini kendi elinde uzun yıllardır tutan bir siyasal zihniyetin de tasfiyesidir aynı zamanda.
Milyonlarca insanın acılarla tanık olduğu ve hiç bitmeyecek bir hikâye gibi bütün yaşamımızı etkileyen devasa bir siyasi organizmanın artık var olmaması, bu ülkede yaşayan herkes için yeni hikâyeler zinciri oluşturacağından, bu gelişme bir tarihsel zaman diliminin de tasfiyesi olarak okunmalı. Soğuk Savaş’ın tasfiyecileri tasfiye oluyor.
Şiddet sarmalının esir aldığı 45 yıllık zaman diliminin sonuna geldiğimiz bu günlerde, siyasetin kendi özgürlüğüne kavuşması adına yeni bir döneme de hızla adım atmış durumundayız. Her ne kadar 45 yıllık bu süreçte adı “Kürt sorunu” olarak ifade edilmiş olsa da esas olarak hep şiddet ve terörizm kıskacında olduğu için Kürt meselesi ve Kürt sorunu bu gölgenin altında ertelenip gitti.
1993 yılından itibaren devam eden barış veya çözüm süreçleri de bu fotoğrafa başka bir ek katmayı bir türlü başaramadı. Bitmez tükenmez bir dejavu haliyle hep başa dönüldü.
Ta ki 2026 Ocak ayında Suriye’de bir aylık süreçte yaşananlara kadar. Bu durum, sürecin bundan sonra olacaklarının bir yol haritası olarak kayda geçecek kadar önemli oldu. Nitekim 30 Ocak tarihine kadar yaşananlar büyük bir umutsuzluk dalgası yaratarak derin bir kırılmanın önünü açtı. 30 Ocak ve sonrası, özellikle Münih Konferansı ile beraber bu kırılma umuda dönüşen bir seferberlik ruhuna doğru seyir izlemeye başladı.
1993 yılından itibaren yapılan çözüm veya barış girişimleri hep üç merkez üzerinden yürüdü: Devlet, Öcalan ve Kandil. Ama Suriye’de Ocak ayı itibarıyla bu ikiye düştü artık. Kandil bir merkez olmaktan çıktı ve devlet ile Öcalan merkezli ikili oluştu.
Ancak 30 Ocak ve sonrasında olanlar, yeni bir merkezin oluşmasının taşlarını da döşedi. Her yerdeki Kürtler ve Kürt siyasi oluşumları, yekpare hareket etme duygusunu yakaladılar.
Artık fesh olmayı bekleyen Kandil’in (diğer adıyla PKK’nin) şiddet kullanma tekeli sona ermeye başlayınca, üç merkezin inşası da tamamlanmış olur. 45 yıllık bu şiddet döngüsü bitince, Kürt meselesini yasal ve meşru zeminde konuşma ve sorunları hayata geçirme iradesi de şekillenmiş olur.
Artık bir güvenlik politikası olarak görülemeyecek durumda olan ve şiddetten arınmış; aynı zamanda sadece bölgesel değil, uluslararası bir hal almış olan Kürt meselesini sahiden masaya yatırma zamanı gelmiştir. Trump yönetimi ile beraber altüst olan uluslararası dengeler ve bunun son iki yıldır bölgemizde yaratmış olduğu kırılmalar göz önüne alındığında, Kürt meselesine siyasal, sosyal ve etik anlamda bakamayan anlayışların zamanın ruhunu kaçırma sürprizi ile karşılaşmaları kimseye garip gelmemelidir.
Son bir ayda yaşananlar bize çok şey öğretmeli diye düşünüyorum. Evet, Kürt meselesindeki silah ve şiddet son buluyor, bu doğru. Ama aynı zamanda Kürt meselesi hiç bu kadar toplumsallaşmamıştı ve hiç bu kadar meşru bir zemine oturduğu da kabul görmemişti. Hal böyle olunca, şiddet ve terörizm kabuğundan arınmış bir Kürt meselesi ile ilk defa karşı karşıya kalınacağı bilinmelidir.
Ve bu yeni evre, artık somut adımlarla kendini gösteriyor. PKK’nın Mayıs 2025’teki kongresinde aldığı fesih kararı, Temmuz 2025’teki sembolik silah yakma töreni ve 2026 başında kampların (Zap, Metina vb.) boşaltılmasıyla birlikte, örgütsel yapının fiili dağılımı büyük ölçüde tamamlandı.
Şubat 2026’da TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun sunduğu rapor, silahsızlanma sürecini hukuki çerçeveye oturtan geçiş yasası önerileri, eski militanların topluma entegrasyonu ve “umut hakkı” gibi başlıklarla bu dönüşümü resmileştirdi. Bu rapor, herhangi bir af değil, barışa yönelik somut bir yol haritası olarak okunmalı. Şiddetin tamamen sona ermesiyle birlikte, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve Kürt meselesinin artık “terör” parantezinden çıkarılarak siyasal-sosyal bir mesele haline gelmesi hedefleniyor.
Suriye cephesinde ise Ocak 2026’daki kırılma, Münih Güvenlik Konferansı’nda (13-15 Şubat) SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in uluslararası platformda temsil edilmesiyle tersine döndü. Bu katılım, Kürtlerin küresel diplomasideki meşruiyetini pekiştirdi; SDG’nin Suriye ordusuna 4 tugay halinde entegrasyon süreci gibi somut adımlar, bölgesel istikrarı güçlendirecek bir model olarak tartışılıyor. Türkiye’deki çözüm sürecinin Suriye’ye olumlu yansıması, komşu ülkelerle diyalog çağrılarını da beraberinde getiriyor.
Tüm bunlar, 45 yıllık şiddetin gölgesinden çıkan Kürt meselesinin artık yekpare, meşru ve uluslararası bir aktör olarak sahneye çıktığını gösteriyor. Bu, sadece bir örgütün sonu değil; yeni bir hikâyenin, şiddetsiz, eşitlikçi ve demokratik bir başlangıcıdır. Zamanın ruhu, artık eski güvenlik odaklı yaklaşımları geride bırakmayı dayatıyor. Bu fırsat, hepimiz için ortak bir geleceğin kapısını aralıyor.








