Batmanlı gazeteci İlhami Işık, Servestiyet’te kaleme aldığı yazısında, son dönemde Kürt toplumunda yaşanan duygusal ve toplumsal dönüşümü kapsamlı biçimde ele aldı. Işık, Kürtlerin son 45 yıldır örgütler ve siyasi yapılar parantezine sıkıştırılan kimlik algısından sıyrılarak, daha sorgulayıcı ve sahiplenen bir ruh hâline yöneldiğini vurguladı.
Yazıda, 30 Ocak itibarıyla Kürtlere yönelik aşağılayıcı dil ve organize söylemlerin ciddi bir kırılmaya yol açabileceği, ancak Şam yönetimi ile Kürtler arasında yapılan anlaşmanın bu kırılmayı şimdilik engellediği ifade edildi. Buna karşın, söz konusu gelişmenin Kürtler açısından yeni bir zihinsel ve duygusal eşiği de beraberinde getirdiği belirtildi.
İlhami Işık’a göre, Kürtler artık sadece şiddet sarmalıyla tanımlanan bir kısır döngünün dışına çıkmaya başlıyor. Aşağılayıcı söylemler karşısında öfke yerine birbirini sahiplenme refleksinin güçlenmesi, toplumsal bir dönüşümün işareti olarak değerlendiriliyor. Bu durumun, olası büyük kırılmalar karşısında kolektif bir direnç oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu ifade ediliyor.
Kolektif Travma Vurgusu
Yazıda, Kürt meselesinin yalnızca güncel siyasi gelişmelerle sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, 20’nci yüzyıl boyunca yaşanan asimilasyon politikaları, köy boşaltmaları, zorunlu göçler ve çatışmaların kolektif bir travmaya dönüştüğü vurgulandı. 1990’lı yıllardaki köy yakmaları ve 2015-2016 dönemindeki şehir çatışmalarının, Kürt toplumunda tanınmama, değersizlik ve güvensizlik duygularını derinleştirdiği ifade edildi.
Psikoloji literatüründe “kolektif travma” olarak tanımlanan bu durumun, kuşaklar boyunca aktarılan bir duygusal yük yarattığına dikkat çekildi. Bu travmanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sembolik ve duygusal bir yaralanma anlamına geldiği kaydedildi.
Rojava Gelişmeleri ve Hayal Kırıklığı
2025 sonu ve 2026 başında Suriye’de yaşanan gelişmelerin de bu duygusal kırılmayı yeniden tetiklediği belirtilen yazıda, Rojava’nın Kürtler açısından kimlik, umut ve gurur alanı olarak görüldüğü hatırlatıldı. Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi ve uluslararası aktörlerin tutumlarındaki farklılaşmaların, Kürt toplumunda ciddi bir hayal kırıklığı yarattığına işaret edildi.
“Kopuş Değil, Yeni Bir Arayış”
İlhami Işık, yaşanan sürecin mutlaka ayrılıkçı bir kopuş anlamına gelmediğini vurgulayarak, bunun daha çok Kürtlerin kendi varoluşlarını ve geleceklerini yeniden tanımlama arayışı olarak okunabileceğini belirtti. Yazıda, öfke ve kederin politik bir güce dönüşebileceği, ancak bunun ancak tanınma, diyalog ve adalet adımlarıyla sağlıklı bir zemine oturabileceği ifade edildi.
Ortak Gelecek İçin Uyarı
Yazının sonunda, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik perspektifiyle ele alınmasının yetersiz olduğu vurgulanarak, kalıcı toplumsal barış için dilin ve yaklaşımın değişmesi gerektiğine dikkat çekildi. Aşağılayıcı ve dışlayıcı söylemlerin uzun vadede toplumsal bağları zayıflattığı belirtilirken, eşit yurttaşlık, empati ve kapsayıcı bir siyasal dilin zorunluluğuna işaret edildi.
Işık, medyaya ve kanaat önderlerine de önemli sorumluluklar düştüğünü belirterek, nefreti körükleyen yayınların yerine barışı ve ortak yaşamı önceleyen bir dilin benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Yazı, “inkâr değil yüzleşme, öfke değil diyalog, dışlama değil kucaklaşma” çağrısıyla sona erdi.








