Müslümanların ırkçılıkla imtihanı: Dünyanın diğer uçlarındaki Müslümanlar için endişe duyup Kürt Müslümanları umursamaz

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hüseyin Çelik, Serbestiyet için kaleme aldığı yazısında, ırkçılığın hem dinen hem de ahlaken ciddi bir sınav olduğuna dikkat çekiyor. Çelik’e göre dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslümanlara karşı duyarlılık gösterip, aynı duyarlılığı kendi ülkelerinde ya da Kuzey Suriye’de yaşayan Kürt Müslümanlara göstermemek, vicdanen açıklanması gereken bir çelişki.

Yazıda insanın özellikleri ikiye ayrılıyor: vehbî ve kesbî. Vehbî özellikler, insanın hiçbir tercihi olmadan doğuştan sahip olduğu niteliklerdir; ırk, cinsiyet, aile, fiziksel özellikler ve bazı yetenekler buna dahildir. Kesbî özellikler ise sonradan emekle kazanılan mal, makam, unvan gibi şeylerdir. Yazar, kişinin vehbî özellikleriyle övünmesini “ilkel kabile refleksi” olarak görürken; kesbî kazanımlarda bile kibir yerine şükrün esas olması gerektiğini vurguluyor.

Çelik, ırkların ve milletlerin varlığını yaratılışın bir gerçeği olarak kabul ederken, ırkçılık ve şoven milliyetçiligi “kadim bir hastalık” olarak tanımlıyor. Kur’an-ı Kerim’de Hucurât Suresi 13. ayette insanların farklı halk ve kabilelere ayrılmasının üstünlük için değil tanışma ve toplumsal düzen için olduğu, asıl üstünlüğün takvada bulunduğu hatırlatılıyor. Yine Hucurât 10. ayetle müminlerin kardeş olduğu vurgulanıyor. Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’ndeki “takva dışında üstünlük yoktur” mesajı da bu yaklaşımın temeline yerleştiriliyor.

Yazının önemli bölümlerinden biri, asabiye kavramı üzerine kurulu. Asabiye; kişinin kavmini, akrabasını ya da grubunu haksız da olsa savunması, kan bağına dayalı üstünlük iddiasıdır. İslam’ın teoride ve pratikte bu anlayışı reddettiği, ancak tarih boyunca özellikle Emevîler döneminden itibaren ırkçı sapmaların görüldüğü ifade ediliyor.

Osmanlı döneminde millet sisteminin din temelli oluşuna değinilerek, ırk eksenli bir yapılanmadan ziyade “Müslim–Gayr-i Müslim” ayrımıyla yönetildiği belirtiliyor. Yavuz Sultan Selim’in ittihadı (birliği) önceleyen rubaisi üzerinden, parçalanmanın tehlikesine dikkat çekiliyor. Mehmet Akif’in kavmiyetçiliğe karşı sert dizeleriyle de, İslam kardeşliğinin siyasal ve toplumsal düzlemde nasıl birleştirici bir çerçeve sunduğu anlatılıyor.

Cumhuriyet’in erken döneminde ise “ret, inkâr ve asimilasyon” politikalarının ağır sonuçlar doğurduğu; dil, eğitim, tarih anlatısı ve kamusal alanda ırk merkezli bakışın güçlendiği aktarılıyor. Bu bağlamda öğrenci andı tartışmasına da yer verilip, “Türküm” ifadesinin Türk olmayan çocuklara her gün zorunlu okutulmasının etik sorunlarına dikkat çekiliyor.

Metnin güncele temas eden en güçlü kısmında yazar, Türkiye’deki dindar kesimlerin kimi zaman “ümmet” vurgusu yapsa da Kürt meselesinde ırkçı refleksler gösterebildiğini; tüm Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmesinin haksız ve yıkıcı olduğunu söylüyor. 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhul cinayetler, köy boşaltmaları ve kötü muameleler karşısında yeterli tepkinin verilmemesinin, bugün oluşan güven krizinde payı olduğunu savunuyor. Çözümün ise “özel ayrıcalıklar” değil; gerçek anlamda hukuk devleti ve demokrasi olduğunu vurguluyor.

Yazı, birlikte yaşam idealini Nazım Hikmet’in dizeleriyle güçlendirerek bitiriyor:
“Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”
Bu ifade, farklılıkları koruyarak ortak geleceği kurmanın mümkün olduğunu; asıl ihtiyacın adalet, eşit yurttaşlık ve vicdan olduğunu hatırlatıyor.

Giriş Yap

Batman Burada ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NOT: ✅ Oturumu açık tut kısmını aktif hale getirin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Uygulamamızı İndir ve Yorum Yap 🌟