DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, İmralı ziyareti sonrası İlke TV’de yayınlanan Konuşma Zamanı programında Dilek Odabaş ve Lokman Ergün’ün sorularını yanıtladı.
Sancar, 2 Aralık’ta yapılan görüşmede Suriye’de yaşanacak gelişmelere dair açık uyarıların dile getirildiğini belirterek şunları söyledi:
“2 Aralık’ta İmralı’yla yaptığımız görüşmede Halep saldırıları henüz gündemde yoktu. Daha doğrusu gerçekleşmemişti. Henüz böyle bir silahlı karşılaşma söz konusu değildi. O zaman demişti ki, normalde şu güçler bu süreci bozmak için sürekli hareket halindedirler ve buna devam edecekler.”
Bu uyarıların zamanlamasına dikkat çeken Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öcalan, ‘Benim tahminim yakın zamanda norm dışı güçler Suriye’de devreye girer’ demişti. Aşağı yukarı 6 Ocak’tan bir ay önce söylemişti bunları. ‘Normalde bu güçler öncelikle Suriye’de devreye girecekler. Nihai hedef elbette buradaki süreci de bozmaktır’ dedi. ”
‘Öcalan masayı uçurumun kenarından döndürdü’
Suriye’de yaşanacak tahribatın bölgenin tamamını etkileyeceği yönünde açık bir öngörü olduğunu vurgulayan Sancar, “Suriye’de ortaya çıkacak tahribatların bölgenin tümüne etkileri olacaktır. Bunları 2 Aralık’taki görüşmede açıkça söylemişti” dedi.
Bu uyarıların yalnızca kapalı bir çevreyle sınırlı kalmadığını belirten Sancar, şu ifadeleri kullandı:
“Bunlar sadece kapalı bir ortamda bize söylenmiş sözler değildir. İlgili devlet yetkililerinin de bilgisindedir. 6 Ocak’ta yaşananlar, Aralık ayında söylenenlerin gerçekleşmiş hali oldu.”
Öcalan’ın çözüm için somut bir çerçeveye işaret ettiğini aktaran Sancar, “10 Mart Anlaşması’nın müzakere ve diyalogla çözüm için temel çerçeve olduğunu zaten belirtiyor” dedi.
6 Ocak sonrasında ciddi bir kırılma endişesinin ortaya çıktığını dile getiren Sancar, 17 Ocak’ta yapılan görüşmeye de değinerek şunları söyledi:
“6 Ocak’tan sonra gerçekten ciddi bir kırılmanın gelmekte olduğu kaygısı hepimizde vardı. Buradan dönmek gerekir dedi. Bu mesajı bize de, devlet yetkililerine de, SDG’ye de ve ilgili bütün aktörlere de iletti.”
Mesajların bölgedeki tüm taraflara ulaştığını vurgulayan Sancar, “Bu mesajlar bir şekilde bütün aktörlere ulaştı. Barzani’ye ve Talabani dahil; yani bu uyarılar muhataplarına iletildi” diye konuştu.
Sancar, gelinen aşamada sürecin kritik bir eşikte olduğunu belirterek, “Uçurumun kenarından masaya geri dönüşte rol oynayan, bize açıklayana kadar konuşulmayan ana aktörlerden biri Abdullah Öcalan’dır” değerlendirmesinde bulundu.
Masaya dönülmesinde birden fazla aktörün rolü var
Sancar, sürecin yeniden masaya dönmesinde birden fazla aktörün belirleyici rol oynadığını söyledi. Bu katkıların açıkça teslim edilmesi gerektiğini belirten Sancar, şu ifadeleri kullandı:
“Masaya geri dönüşte rol oynayan aktörler var ve onların emeğini mutlaka teslim etmemiz gerekiyor. Bunlar arasında Mesud Barzani var, Neçirvan Barzani var, Bafil Talabani var. Görünmeyen ve o zamana kadar konuşulmayan ana aktörlerden biri de Abdullah Öcalan’dır.”
Öcalan’ın sürece doğrudan ve yoğun bir çabayla katkı sunduğunu dile getiren Sancar, şunları söyledi:
“Kendisi aktif olarak ve çok ciddi bir uğraşla buraya gelinmesi, masaya geri dönülmesi ve diyalogla sorunun çözülmesi için çok önemli katkılar yaptı.”
Bu sürecin yalnızca siyasi aktörlerle sınırlı olmadığını vurgulayan Sancar, halkın tutumunun da belirleyici olduğuna dikkat çekti:
“Türkiye’de, Güney Kürdistan’da ve başka pek çok yerde, başta Kürt halkı olmak üzere insanların Rojava’ya sahip çıkma iradesi çok önemli bir faktördür. Hem halkın sahiplenişi hem de aktörlerin katkısı mutlaka kayda geçirilmelidir.”
Öcalan: Buradan gelecek şey felakettir
Suriye sahasındaki gerçekliklere işaret eden Sancar, çatışmanın ağır sonuçlar doğuracağı uyarısının net biçimde yapıldığını söyledi:
“Savaşla gidilecek yolun geri dönüşünün çok zor olabileceğini görüyoruz. Uluslararası güç dengeleri, bölgesel dengeler var. Buradan silahlı çatışmayla yol almanın mümkün olmadığını Abdullah Öcalan çok açık söyledi. ‘Buradan gelecek şey felakettir ve etkileri on yıllarca sürer’ dedi.”
Öcalan’ın müzakerenin zemini konusunda da net bir yaklaşımı olduğunu belirten Sancar, Rojava’daki kazanımlara özel vurgu yaptı:
“Rojava’da Kürt halkının ve diğer halklarla birlikte yürütülen mücadelenin kazanımları vardır. Entegrasyon sadece basit bir bütünleşme değildir; varlığın ve hakların tanınması, demokrasi ve kazanımların korunması bu sürecin temel parçasıdır.”
Sosyal medyada yürütülen tartışmalara değinen Sancar, bu polemiklerin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini ifade etti:
“29 Ocak mutabakatına hayır diyen önemli bir Kürt aktör var mı? Mesud Barzani de, Bafil Talabani de bu mutabakatı memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Saha var, veriler var, aktörlerin sözleri var. Hayat ve gerçekler neyin doğru olduğunu zaten ortaya koyuyor.”
Sancar, Münih Güvenlik Konferansı’na da işaret ederek, gelinen aşamanın önemini şu sözlerle anlattı:
“Bugün SDG ve Suriye’deki Kürt halkı Münih Güvenlik Konferansı’nda davet edildi ve en ciddi ilgi odağı haline geldi. Masaya dönülmeseydi bu tablo ortaya çıkar mıydı?”
Bu gelişmelerin, Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin ortak bir aktör olarak yer almasının ilk güçlü göstergeleri olduğunu belirten Sancar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Savaştan masaya, silahtan diyaloğa dönüşün giderek daha iyi sonuçlar ürettiğini görmemek mümkün değil. Gelinen nokta yalnızca Rojava ve Kürtler için değil, Suriye’nin tamamı ve bölgenin bütünü açısından son derece önemlidir.”
‘İkinci aşamanın mimarisini geliştirmeye çalışıyoruz’
Sancar, sürecin yeni bir evreye girdiğini belirterek, yapılan görüşmenin bu çerçevede bir başlangıç niteliği taşıdığını söyledi. Öcalan’ın değerlendirmelerini aktaran Sancar, şu ifadeleri kullandı:
Sancar Öcalan’ın şu sözlerini aktardı: “Birinci aşama geride kalıyor gibi bir durum yok ama bu artık ikinci aşamadır. Şimdi ikinci aşamanın mimarisini geliştirmemiz gerekiyor. Bunun için çalışıyoruz.”
Bu mimarinin temel dayanağının 27 Şubat bildirisi olduğunu vurgulayan Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu mimarinin temeli 27 Şubat bildirisidir. Bu bildiride demokratik entegrasyonun çerçevesi ve temel ilkeleri yeterince işaret edilmiştir. Bu, Öcalan’ın kendi ifadeleriyle söylüyorum, bir siyasi programdır. Dolayısıyla buradan yürümek gerekiyor.”
Öcalan: ‘Sürecin devamı için gücümü hayata geçirebileceğim imkanlar gerekiyor’
Öcalan’ın sürece katkı sunma iradesinin güçlü olduğunu aktaran Sancar, ancak bunun koşullarına dikkat çekti:
“Öcalan, ‘Bu konuda üzerime düşeni yaparım. Teorik ve pratik kabiliyetim ve gücüm vardır. Ama bu gücü hayata geçirebileceğim imkanların da sağlanması gerekiyor. Kendim için değil; süreç için, çözüm için, ikinci aşamanın mimarisini oluşturup ilerleyebilmemiz için bu gereklidir’ dedi.”
Sancar, sürecin geldiği aşama itibarıyla iletişim ve çalışma koşullarına dair düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu da ekledi:
“Sürecin bu ağırlığı ve önemi karşısında, kendisinin yaşama ve iletişim şartlarının mutlaka düzeltilmesi gerekir. Bu da sürecin doğal sonucu olarak ortaya çıkacak gelişmelerdir.”
Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Öcalan “Benim temel referansım ve ilkem demokratik entegrasyon sürecinin ilerlemesi, demokratik cumhuriyetin de inşasıdır” dedi.
Zaten bu söz, görüşmede kullandığı başka bir ifadeyi de aklıma getiriyor. Birinci aşama için “negatif boyut” diyor. Negatif boyut, çatışmanın bitirilmesi aşamasıdır. Çatışmanın sona ermesi için atılan adımlar bu aşamaya dahildir.
Şimdi önümüzde pozitif aşama var. Entegrasyon aşaması, pozitif aşamadır; inşa aşamasıdır. Genel referans, elbette demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyetin temeli de özgür yurttaştır.
Özgür yurttaş demek; kimliğini, mensubiyetini yani aidiyetini, görüşünü ve fikrini özgürce dile getirebilme imkânlarına sahip yurttaş demektir. Kimlikler özgür olacak, inançlar özgür olacak, aidiyet ve mensubiyet özgür olacak. Ama bütün bunlar Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve demokratik cumhuriyetle bütünleşme şeklinde ilerleyecek.
Bunlar bugün konuştuğumuz temel başlıklar ve kavramlardır. Özgür yurttaşın temel özelliklerini az önce sıraladım. Bunun temeli demokratik cumhuriyettir. Kişinin kendini kültürüyle, diliyle, görüşüyle, inancıyla örgütleyebilme imkânlarının sağlanması gerekir.
Bu özgürlüklerin var olduğu bir zeminde Kürtler de kendilerini kültürleriyle, dilleriyle, inançlarıyla özgürce örgütleyebileceklerdir. Bu, demokratik cumhuriyetle bütünleşmenin zeminidir. Bu durum bütün halklar, bütün inançlar ve bütün görüşler için geçerlidir.
Soru: Bunun için nasıl bir zemin gerekiyor?
Bu ayrıntılı bir programdır. İkincisi, siyasetin zemininde ele alınması ve mümkün olan en geniş uzlaşmalarla yürütülmesi gereken bir meseledir. “Şu yapılmalıdır, bu yapılmalıdır” diye bir katalog saymıyoruz. Temel ilkeleri, çerçeveyi ve kavramları belirtiyoruz; bunlar önemlidir.
Şimdi idari pratikten yasal düzenlemelere, ileride zemini oluştuğunda anayasa meselesine kadar gidecek kapsamlı bir süreçten söz ediyoruz. Eğer dönüp bakarsanız, 2013–2015 yıllarında ya da daha önce hem BDP hem HDP döneminde hazırladığımız demokratikleşme programları ve yol haritaları vardır. Sadece bizim değil; AKP’nin de, CHP’nin de geçmişte ve yakın dönemde açıkladığı programlar vardır.
Bütün bunları özgür yurttaş temeline dayalı demokratik cumhuriyet hedefine götürmenin yolu, demokratik siyasetin en geniş serbestliğe ve güvencelere sahip olmasıdır. Silah bitiyorsa yerine siyaset geçecektir. Siyasetin de bu yükü taşıyabilecek kabiliyete sahip olması, ancak özgürlük ve güvenceyle mümkündür.








