DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, anadilde eğitimin temel bir hak olduğunu vurguladı; iktidarı ekonomi politikaları üzerinden eleştirdi. Hatimoğulları, Bahçeli’nin ‘İmralı’nın statüsü’ sözlerine de yanıt verdi: ‘Kalıcı bir barış için sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Hatimoğulları, Arapça başladığı konuşmasında 21 Şubat Dünya Anadil Günü’ne vurgu yaptı.
Hatimoğulları şunları belirtti:
“Anadil doğuştan gelen temel hakların başından gelir. Anadil bir ülkeyi bölmez, bilakis birleştirir, bütünleştirir. Hiçbir dil bilinmeyen dil değildir. Milyonlarca Kürdün yaşadığı bir ülkedir Türkiye. Peki Kürdün anadili ile eğitim görmesinden daha doğal ne olabilir ki? Anadil özgürleşmeden demokrasi tamamlanamaz”
İktidara ekonomi konusunda eleştirilerde bulunan Hatimoğulları, “Türkiye’de hayati öneme sahip bir gündemdir bu… Boş tencere, açlık, yoksulluk, ayrımcılık, eşitsizlik… Artık ekonomide reform, yeni program, yeni model sözlerine karnımız tok” dedi.
Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Türkiye’de dört kişilik ailenin açlık sınırı 43 bin 415 lira, yoksulluk sınırı ise 105 bin lira oldu. Eskiden bir asgari ücretli, dört kişilik aileyi geçindirirken; şimdi dört asgari ücretli, dört kişilik bir evin geçinmesini sağlayamıyor bile. Bunların toplamı dahi yoksulluk sınırına takılıyor.”
“Bu ülkeyi uzaylılar yönetmiyor” diyen Hatimoğulları, “AKP, siz yönetiyorsunuz bu ülkeyi. Bu büyük açlık ve yoksulluğun müsebbibi, açlık ve yoksulluğun bu kadar derinleşmesinin müsebbibi bizatihi sizsiniz” tepkisini gösterdi.
İKTİDARA EMEKLİ MAAŞI VE ASGARİ ÜCRET ÇAĞRISI
İktidara çağrı yapan Hatimoğulları, “Açlığın, yoksulluğun idare edilebilir bir yanı yoktur, kalmamıştır. Buradan AKP iktidarına sesleniyorum; en düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir” dedi.
GENÇLER NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA
Gençlerin yaşadığı sorunlardan bahseden Hatimoğulları “Bakın OECD verilerine göre bugün ülkede her dört gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) makyajlı verilerinin bile gizleyemediği yapısal işsizlik sarmalında gençlerin yüzde 70’inden fazlası geleceğini bu topraklarda değil, yurt dışında görüyor. 2025’in son çeyreğinde her beş genç kadından birinin işsiz olduğu tespit edilmiş. Özellikle genç kadınların hayatına dijital kelepçe vurulmak isteniyor. Reşit bir üniversite öğrencisinin yurda giriş saatinin ailesine SMS yoluyla bildirilmesi devlet eliyle kurulan patriyarkal vesayetin ta kendisidir. Yani genç kadınlar için bu tablo çok ama çok daha fazla ağır” diye ekledi.
BAHÇELİ’NİN ‘İMRALI’NIN STATÜSÜ’ SÖZLERİ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?” sözlerine değinen Hatimoğulları, partisinin önerisini açıkladı.
Hatimoğulları, “Kalıcı bir barış için sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenlemeyle tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç sözde kalmamalı, TBMM çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı” ifadelerini kullandı.
Tülay Hatimoğulları özetle şunları söyledi:
“Türkiye tarihin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinde de ilerlenirse umut dolu günler vadeden bir dönemden geçiyoruz.
Bu çerçevede İmralı heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Sayın Öcalan’ın ifadesi çok önemli, bir siyasi beyan niteliğindedir. Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. ‘Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz. Evet, birlikte nasıl yaşayacağız?’ Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak, yeni dönemin pusulasını bulmak demektir. Biz artık zora dayalı yaşamın sonucu olan ölümü değil, rızaya dayalı olan özgür ve demokratik bir yaşam sürmek istiyoruz. Bu soru artık ülkenin ödevidir.
‘RAPORUN DİLİ ÇÖZÜMÜN DİLİ OLMALIYDI’
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski ve ezberlere dayanıyor. Oysa bu raporun dili çözüm dili olmalıydı. Kürt sorunu terör parantezine sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.
‘AİHM VE AYM KARARLARI İÇİN BEKLEMEYE GEREK YOK’
AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride? Kayyımlar neden hala belediye başkanlarının ve belediye eşbaşkanlarının koltuklarında oturuyor? İmamoğlu ve diğerleri neden hala tutuklu yargılanıyor? Ayrıca Sayın Kurtulmuş’un ve diğer iktidar temsilcilerinin işaret ettiği bayram sonrasını beklemenin bir manası yoktur.
Biz DEM Parti olarak buradayız. Demokrasi, eşitlik, özgürlük perspektifimize güveniyoruz. DEM Parti’nin önü açılmalıdır ve buradan iktidara çağrımızdır. Meclis bu konuda üzerine düşen görev ve sorumlulukları yapmalı. DEM Parti’nin bu konudaki önerilerine açık olunmalı.
‘ŞİMDİ SIRA DEVLETİN’
Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını yaptığı günün yıl dönümüne 3 gün kaldı. Bu tarih, tüm ezberlerin bozulduğu, barış iradesinin en net, en yalın, en güçlü bir şekilde ortaya konduğu gündü. Kürt siyasi hareketi ve Sayın Öcalan bu tarihin gerekliliklerini yerine getirmiş, barış elini havada bırakmamış, silahları susturma iradesine iradesini beyan etmiştir. Şimdi sıra devletin. Nasıl ki Kürt tarafı silahların devreden çıkması ve demokratik siyasetin esas alınması yönünde tarihsel bir irade ortaya koyduysa devlet de buna karşılık çözümü güvenlikçi yöntemlerle değil hukukta, siyasette, demokratik düzenlemede aradığını açıkça ortaya koymalıdır.
‘ÖCALAN’IN STATÜSÜ BİR DÜZENLEME İLE TANINMALI’
Peki, bu süreçte ne yapmalı; kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenleme ile tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç; sözde kalmamalı, Meclis çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. Kürt’e barış Türkiye geneline ise demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayyım düzeni bitmelidir. Halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki ‘terör’ ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı. Eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır. Siyasi barış ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken; sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı. Bizler bunları bekliyoruz








