Bakırhan, “Bakın, dünyanın neresinde bir mermi patlasa gözü Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda ekrana çıkıyor. Bir anda, andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Bu vurguyu özellikle yapıyorum: Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş o viledalı analistler artık şu tür cümleleri kurmaktan vazgeçsin: “Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalı… Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeli…” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmede bulunuyor.
İran Savaşı’nı değerlendiren Tuncer Bakırhan, “Dış müdahale son bulmalı, inkarcı rejim de değişmeli” dedi.
Bakırhan’ın ‘ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Dün Gaziantep’e düşen füzeyle ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Neyse ki zarar gören olmadı. Gaziantep’e ve Gazianteplilere geçmiş olsun demek istiyorum.”
‘Bu inkarcı rejimin değişmesinden yanayız’
“İran’a saldırının 11. günündeyiz. Ortadoğu’nun semaları füze, savaş uçağı ve dronlarla kaplı. Ortalık toz duman.
Bu toz duman içinde iki şeyi görüyoruz. Birincisi; dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bir devleti güçlü yapan, aslında halkından aldığı rızadır. Halk devlete, rejime, iktidara ne kadar rıza gösterirse, arkasında ne kadar durursa, bir ülkenin o kadar gücü vardır.
İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halktan, halklardan ve inançlardan rıza almak yerine varlığını topa tüfeğe yatırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Ekonomiyi yönetemedi. Kimliklere özgürlük tanımadı. Her gün onlarca Kürdü ve muhalifi idam etti. İran halkıyla ilişkisinde zulüm ekti, şimdi öfke biçiyor.
İkinci gerçek ise şudur: Dış müdahalelerle bir ülkede rejimi değiştirmek, o ülkeye demokrasi ve mutluluk getirmez. Bu savaştan çıkarabileceğimiz en önemli iki başlık budur.
Bir ülkeye demokrasi ve refah gelmesinin yolu, halkın öz mücadelesinden geçer. Savaş büyüdükçe sınırlar değil, acılar genişliyor; küresel ve bölgesel güçler tepişirken halklar eziliyor. Dış müdahaleler son bulmalı, inkârcı rejimler de değişmeli. Sadece dış müdahalelere karşı değiliz; bu inkârcı rejimin değişmesinden de yanayız.
İşte sizlerin huzurunda meseleye nasıl yaklaştığımızı bir kez daha çok açık biçimde ortaya koyduk. Ama Kürtlerin, Kürt örgütlerinin ve partimizin bu yaklaşımı bilinmesine rağmen, ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanlar var. Çünkü Kürtleri söz kurabilen, siyaset yapabilen, strateji geliştirebilen ve en önemlisi de kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmüyorlar.
Bakın, dünyanın neresinde bir mermi patlasa gözü Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda ekrana çıkıyor. Bir anda, andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Bu vurguyu özellikle yapıyorum: Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş o viledalı analistler artık şu tür cümleleri kurmaktan vazgeçsin: “Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalı… Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeli…”
‘Kürtlere akıl vermekten vazgeçin’
“Bu boş hamaset ile gerçeği perdelemeyi bırakın, Kürtlere akıl vermekten vazgeçin. Ne desek sözlerimizi başka bir yana çekmeye çalışan, had bildiren bir kesim var.
Bu bir avuç insanı bir yere bırakalım. Yaygara koparanların gürültüsüne bakmayın. Bugün, görülmek istenmeyen, çarpıtılan, üstü örtülen bir hakikati burada konuşacağız. Sorular soracağız, yanıtlarını birlikte arayacağız.”
‘Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor’
“Son bir haftadır tüm dünya Kürtleri konuşuyor, odak İran. Bir ay önce de dünya Kürtleri konuşuyordu, odak Suriye’ydi. Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor? Bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı. Biraz düşünmeli, biraz tefekkür etmeli. Bölgede her altüst oluşta gözler sürekli bir halkta ise ortada bir sorun yok mu? Kürtlerin bu kadar gündem olmasının, dünyanın her köşesinde konuşulmasının sebebi nedir?
Şapkanızı önünüze koyun. Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz, baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran’da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürtleri konuşacağız.
İşin en acıklı yanı şu: Kürtleri kullanılmakla itham edenler, yüzyıldır inkâr ve asimilasyon politikalarıyla Kürtleri görmezden geldiler. Kürtler bugün konuşuluyorsa bunun sorumlusu Sykes-Picot Anlaşması ve bölge devletleridir.
Dünya neden Kürtleri konuşuyor diye dert yananlar, önce nerede hata yaptık diye kendilerine sormalı. Buyurun, yüz yıllık acı dolu bir geçmişten sonra size bir fırsat.
Bir silah patladığında “Aman, Kürtler ne yapacak?” korkusu mu var? Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklı haklarını, iradesini tanıyın. Kürtler dilini, kimliğini ve kültürünü özgürce yaşasın. Yaşadıkları ülkelerin üvey değil, eşit yurttaşları olsun.
İşte böyle bir zeminde başka halklar ne kadar konuşuluyorsa, Kürtler de o kadar konuşulur. Kürtler de risk altında olduğunda güvenliğini sağlamak için sağa sola değil, kardeş bildiği, hakkını ve hukukunu tanıyan, yaşadıkları ülkelerin başkentlerine gözlerini diker. Tarihsel korkuları azaltacak olan da budur, hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur.”
‘Kürtler çözümü dışarıda değil, yaşadıkları ülkelerde arıyor’
“Ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımız, kıymetli basın emekçileri;
Peki, Kürtler ne düşünüyor? Kürtler ve Kürt liderlerinin tamamı çözümü dışarıda değil, yaşadıkları ülkelerde arıyor. Bakın, Sayın Öcalan yıllardır çözümü bölge topraklarında arıyor. İran’ı yıllardır demokrasiye davet etti, “Halkları ve inançları tanıyın” dedi. Kürtlere de şunu söyledi: “Bölgesel bir savaşın parçası olmayın ama sizi yok sayanlara karşı da birlik olun ve mücadele edin.”
Sayın Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hiçbir komşuya tehdit oluşturmadığını açıkça söyledi. Sayın Bafil Talabani ise şu tarihi uyarıyı yaptı: “Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil, köprü olmalıdır.”
Biz de ilk günden itibaren ne dış müdahalelerden ne de baskıcı, halkları yok sayan ve çürümüş rejimden yana olmadığımızı; direnen halklardan yana olduğumuzu söyledik. Kürtlerin ve liderlerinin mesajı net ve onurludur: Kürtleri tehdit olarak görmeyin. Kürtleri, bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve kabul edin.
“Kürt gruplarını takip ediyoruz” diyenleri, önce Kürt liderlerinin bu onurlu yaklaşımlarını takip etmeye davet ediyorum. Şunu net söylüyorum: Ne İran’ın, ne İsrail’in, ne de Amerika’nın Federe Kürdistan topraklarını ve İran’daki Kürt kentlerini kendi savaş sahasına çevirmeye hakkı vardır.
Günlerdir İran rejimi tarafından Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük saldırılar var ve can kayıpları yaşanıyor. Bu saldırıları kınıyoruz, kabul etmiyoruz. İran, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tehdit etmeyi bırakmalı. Tehdit etmeden önce, idam sehpalarında katlettikleri binlerce insanın hesabını vermeli, Kürtlerin haklarını tanımalıdır.”








