Kürtçe’nin yasaklandığı dönemlerde dili, kimliği ve hakikati savunan gazeteci-yazar Musa Anter’in katledilmesinin üzerinden 34 yıl geçti. Musa Anter katledilmesinin 34’üncü yılında Diyarbakır ve Mardin başta olmak üzere birçok kentte anılacak.
20 Eylül 1992’de Diyarbakır’ın Yenişehir İlçesi Seyrantepe semti Cumhuriyet Mahallesi’nde katledilen Kürt bilgesi Apê Musa’sı Musa Anter katledilmesinin 34’üncü yılında düzenlenecek etkinliklerle anılacak. 20 Eylül günü saat 11.00’da Diyarbakır’ın Seyrantepe Semti, Cumhuriyet Mahallesi’nde gerçekleştirilecek olan anma etkinliğine çok sayıda kişinin katılması bekleniyor. Ardından ise saat 16.00’da Mardin’in Nusaybin ilçesi kırsal Sitîlîlê mahallesinde bulunan anıt mezarının başında Anter için anma programı düzenlenecek.
Bu kapsamda 23 Eylül günü de Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri Diyarbakır’da düzenlenecek program ile sahiplerine verilecek
Hafta içinde farklı kentlerde yapılacak etkinlikler ve açıklamalarla Musa Anter anmaları devam edecek
MUSA ANTER
Kürt halkının dili, kültürü için hayatını adayan ve Kürt halkının “Apê Musa” olarak sahiplendiği Musa Anter, devlet baskısına, yargılamalara ve yıllarca süren cezaevi süreçlerine rağmen kalemini bırakmadı. 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Zivingê köyünde dünyaya gelen Anter, küçük yaşta babasını kaybetti. İlköğrenimini Mardin’de yatılı okulda, lise eğitimini ise Adana’da tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolan ancak eğitimini yarıda bırakan Anter, gençlik yıllarından itibaren Kürt dili, kültürü ve kimliğine yönelik çalışmaların içerisinde yer alır. Çok sayıda gazete ve dergide yazılar kaleme alan ve dönemin politikalarını mizahi ve eleştirel bir dille ele alan Anter, yazıları nedeniyle de defalarca soruşturma geçirdi, gözaltına alındı ve tutuklandı.
Kürtçenin kamusal alandan dışlandığı bir dönemde 1959 yılında Diyarbakır’da çıkan İleri Yurt Gazetesi’nde yayımlanan “Qimil” şiiri ile büyük yankı uyandıran Anter, şiir ve yazıları gerekçe gösterilerek Kürt siyasetçi ve aydınlarının yargılandığı “49’lar Davası” kapsamında tutuklandı. Anter, cezaevinde bulunduğu sırada Kürtçe kaleme aldığı “Birîna Reş” (Kara Yara) adlı eserini yazdı. Kürt toplumunun yaşadığı yoksulluk, eşitsizlik ve toplumsal yaralara odaklanan eser, Kürtçe edebiyatın önemli çalışmalarından biri olarak kabul edildi. Kürtçe yazmayı yalnızca edebi bir çalışma olarak değil, bir halkın varlığını ve hafızasını koruma mücadelesi olarak gören Anter, Kürtçenin yasak ve baskılarla karşı karşıya olduğu yıllarda yayımladığı eserler, sonraki kuşaklara önemli bir miras olarak kaldı. Anter’in öne çıkan eserleri arasında “Birîna Reş/Kara Yara”, “Qimil”, “Ferhenga Kurdî”, “Hatıralarım”, “Vakayiname”, “Fırat Marmara’ya Akar” ve ölümünden sonra yayımlanan “Çinara Min” bulunuyor. Eserlerinde tanıklıklarını, Kürtlerin toplumsal ve siyasal mücadelesini, cezaevi yıllarını ve dönemin politik gelişmelerini aktardı.
Anter, gazeteciliği bir meslek olarak değil, sesi duyulmayanların yaşadıklarını görünür kılmanın aracı olarak gördü. Kürtlerin yaşadığı hak ihlallerini, faili meçhul cinayetleri, köy boşaltmalarını, gözaltıları ve baskıları yazılarında gündeme taşıdı.
1990’lı yıllarda Kürt gazetecilerin sistematik saldırılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde Yeni Ülke ve Özgür Gündem’de yazmayı sürdürdü. Tehditlere rağmen kaleminden vazgeçmeyen Anter, Kürt basın geleneğinin kurucu ve simge isimlerinden biri haline geldi. Gazeteci Hüseyin Deniz’in 9 Ağustos 1992’de uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmesinin ardından, onun yerine de yazacağını belirten Anter, bu yazısından 38 gün sonra hedef alınarak 20 Eylül 1992’de katılacağı bir kültür ve sanat etkinliği için bulunduğu Diyarbakır’da, kendisine kurulan plan sonucu Seyrantepe semtine götürüldü. Burada yapılan silahlı saldırıda Anter yaşamını yitirirken, yanında bulunan eski AK Parti Milletvekili Orhan Miroğlu yaralandı.
Cinayete dair sonraki yıllarda çok sayıda itiraf ve belge ortaya çıktı. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Anter’i katleden ekibin içerisinde yer aldığına ve Susurluk Raporu’nda da cinayetin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlandığı ve gerçekleştirildiğini aktardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2006 yılında verdiği kararda cinayetin devlet görevlilerinin bilgisi dahilinde işlendiğine ilişkin ciddi deliller bulunduğuna ve etkili bir soruşturma yürütülmediğine hükmederken cinayete ilişkin yıllar sonra açılan dava ise sürüncemede bırakıldı. Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2022’de davanın “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürülmesine karar verdi. Böylece Anter’in katledilmesine ilişkin dosya, aradan geçen 30 yılın ardından cezasızlıkla sonuçlandırıldı. Ailesi ve hukukçular, cinayetin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve tüm faillerin açığa çıkarılması için mücadeleyi sürdürürken Ağustos 2026’da ise dosyanın yeniden açılması amacıyla bir kez daha başvuru yapıldı.
Anter’in katledilmesi, özgür basına yönelik saldırıların sonu olmazken 1990’lı yıllar boyunca gazete dağıtıcılarından muhabirlere, yazarlardan büro çalışanlarına kadar çok sayıda basın emekçisi katledildi. Gazete binaları bombalandı, yayınlar toplatıldı ve gazeteciler tutuklandı. Özgür Gündem’in kapatılmasının ardından aynı çizgide yayın yapan Özgür Ülke, Yeni Politika, Ülkede Özgür Gündem, Azadiya Welat ve diğer yayın organları farklı dönemlerde benzer baskılarla karşılaştı. Dicle Haber Ajansı (DİHA), JINHA ve çok sayıda basın kuruluşu kanun hükmünde kararnamelerle kapatıldı. Ancak her kapatmanın ardından yeni bir gazete, ajans ya da yayın mecrası kuruldu. Anter’in temellerini atan atan bu gelenek bugün Mezopotamya Ajansı, JinNews, Yeni Yaşam, Xwebûn olmak üzere farklı dijital yayın mecralarında çalışan gazeteciler tarafından devam ettiriliyor.
Anter’in Kürtçe, kültür, kimlik ve hakikat mücadelesi etrafında büyüyen gazetecilik anlayışı, aradan geçen 34 yıla rağmen kendini koruyor. Bugün de Kürt gazeteciler yaptıkları haberler, takip ettikleri davalar ve gerçekleştirdikleri röportajlar gerekçe gösterilerek gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve yargılanıyor. İnternet siteleri ve sosyal medya hesapları erişime engellenirken, gazeteler toplatma kararlarıyla karşı karşıya kalıyor. Bütün bu baskılara rağmen Anter’in kaleminden devralınan özgür basın geleneği, hakikati görünür kılma ısrarını sürdürüyor. Anter’in adı bugün gazetecilik ödüllerinde, kültür ve sanat çalışmalarında, basın kurumlarında ve yeni kuşak gazetecilerin mücadelesinde yaşatılıyor. Gazeteler kapatılsa, ajanslar susturulmak istense ve gazeteciler hedef alınsa da Özgür Basın geleneği “Hakikat karanlıkta kalmayacak” şiarıyla yoluna devam ediyor.
MA / Haşim Abak







