Basın özgürlüğü endeksi: Türkiye 163’üncü sırada

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye dört basamak gerileyerek 163’üncü sıraya düştü.

Sansür, yargısal yaptırım ve cezai baskı korkusu. Bu üç başlık giderek daha fazla ülkede gazetecilik faaliyetinin parçası haline geliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e (RSF) göre basın özgürlüğünün temel güvenceleri dünya genelinde zayıflarken Türkiye, bu aşınmanın en belirgin yaşandığı ülkelerden biri.

 

Örgütün bugün açıkladığı 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 163’üncü sıraya gerileyerek endeksin alt sıralarında yer almaya devam etti.

 

Endeksin 25 yıllık tarihinde ilk kez ülkelerin çoğu (yüzde 52) “zor” veya “çok ciddi” kategorisinde yer alırken, Türkiye için yıllardır ağır seyreden tablo daha da kötüleşti. Türkiye, geçen yıla göre dört basamak düşerek sondan 18’inci sıraya yerleşti. Oysa Türkiye, endeksin yayımlanmaya başladığı 2002’de 99’uncu sıradaydı. Böylece Türkiye, çeyrek yüzyılda 64 basamak birden gerilemiş oldu. Özellikle 2016 sonrası hızlanan bu düşüş, artık yalnızca dönemsel bir kötüleşme değil, basın özgürlüğü alanında yapısal bir gerilemeye işaret ediyor.

 

Araştırmaya göre  Türkiye, gazeteciliğin bastırılması için “dezenformasyon”, “cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaların düzenli biçimde araçsallaştırıldığı ülkeler arasında sayılıyor. Bu tablo, söz konusu suçlamaların münferit örneklerle sınırlı olmadığını gösteriyor.

 

Gazetecilik neden “suç” gibi muamele görüyor?

RSF’nin bu yıl en çarpıcı bulgularından biri, dünya genelinde en fazla gerileyen göstergenin “yasal çerçeve” olması. Bu gösterge, gazetecilerin sansür veya yargısal yaptırım olmaksızın çalışıp çalışamadığını, bilgiye erişim haklarını ve gazetecilere yönelik saldırılarda cezasızlık olup olmadığını ölçüyor. 2025 ile 2026 arasında bu alanda 180 ülkenin 110’unda kötüleşme kaydedildi.

 

Türkiye bu küresel eğilimin en sert yaşandığı ülkelerden biri. 2022’de yürürlüğe giren ve kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi bunun en görünür örneği. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu düzenleyen bu madde, gazeteciler açısından uzun soruşturma ve yargılama süreçleri nedeniyle caydırıcı bir baskı aracı olarak eleştiriliyor.

 

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ ile BirGün muhabiri İsmail Arı da son dönemde bu ve benzeri suçlamalarla yürütülen soruşturma ve tutuklama süreçlerinin en dikkat çeken örnekleri arasında yer aldı.

Gazeteciler çoğu zaman beraat etse bile, gözaltı, tutuklama tehdidi, dava masrafları ve aylar süren süreçler kalıcı bir caydırıcı etki yaratıyor. Merdan Yanardağ, Evrim Kepenek, Timur Soykan, Tolga Şardan, Furkan Karabay, Sinan Aygül ve Barış Pehlivan gibi çok sayıda gazeteci bu madde kapsamında yargılandı ya da yargılanmaya devam ediyor. Bu tablo, hukuki sürecin bizzat cezalandırma aracına dönüştüğüne işaret ediyor.

Ancak Türkiye’de gazetecilere yönelik baskı yalnızca “dezenformasyon” suçlamalarıyla sınırlı değil. Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre 28 Nisan itibarıyla en az 14 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde bulunuyor. Bu isimler arasında yer alan ETHA muhabiri Pınar Gayıp “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla tutuklandı; haber takibi yaptığı eylemler, röportajları ve takip ettiği cenaze törenleri dosyada suçlama konusu yapıldı.

Türkiye yalnız değil ancak en kötü örnekler arasında

RSF raporu, Türkiye’deki tabloyu küresel bağlama yerleştirirken önemli bir uyarıda bulunuyor: Gazeteciliğin suç sayılması artık yalnızca otoriter rejimlere özgü değil. Ulusal güvenlik, terörle mücadele, dezenformasyon veya kamu düzeni gerekçesiyle çıkarılan yasalar, dünyanın dört bir yanında haberciliği sınırlamak için kullanılıyor.

 

ABD’de bile bu yıl dikkat çekici bir gerileme yaşandı. Ülke yedi basamak düşerek 64’üncü sıraya indi. RSF, bunu Başkan Donald Trump’ın basına yönelik sistematik saldırıları ve gazetecileri hedef alan siyasi söylemlerle ilişkilendiriyor.

Örgüte göre Latin Amerika’da ise Arjantin (98’inci sırada) ve El Salvador (143) gibi ülkelerde hükümetlerin medya karşıtı stratejileri nedeniyle ciddi düşüşler kaydedildi.

 

RSF, Belarus (165), Myanmar (166), Nikaragua (168) ve Mısır’da (169’uncu sırada) gazetecilere karşı ulusal güvenlik ve benzeri suçlamaların araçsallaştırıldığına dikkat çekiyor. Türkiye ise 163’üncü sırayla bu ülkelerin hemen üzerinde yer alıyor. Rapora göre Türkiye’de de gazeteciler, terör mevzuatının ötesine geçen çeşitli cezai suçlamalarla karşı karşıya kalıyor.

 

Basın özgürlüğü neden dünya genelinde çöküyor?

RSF’ye göre dünyada basın özgürlüğünün geldiği nokta son 25 yılın en kötü seviyesi. Endeks tarihinin hiçbir döneminde ortalama puan bu kadar düşük olmadı.

 

Örgüte göre bu gerilemenin arkasında savaşlar, güvenlik politikaları ve yasal baskıların yaygınlaşması da bulunuyor. Raporda Sudan (161), Irak (162) ve Yemen (164) gibi ülkelerde silahlı çatışmaların basın özgürlüğünü doğrudan etkilediği belirtilirken, İsrail (116’ıncı sırada) ordusunun Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de 220’den fazla gazeteciyi öldürdüğü, bunların en az 70’inin görev başında olduğu kaydediliyor.

 

RSF, Çin (178), Kuzey Kore (179) ve Eritre (180) gibi ülkelerde ise tabloyu kapalı ve baskıcı siyasi rejimlerle ilişkilendiriyor. Rusya (172), Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaş ve gazetecilere yönelik baskılar nedeniyle listenin en alt sıralarında yer alırken, ülkede Nisan 2026 itibarıyla 48 gazetecinin tutuklu olduğu belirtiliyor. İran (177’nci sırada) da hem rejim baskısı hem de bölgesel savaş dinamikleri nedeniyle sıralamanın altlarında kalmayı sürdürüyor. Eritre ise üst üste üçüncü yıl endeksin son sırasında yer aldı.

 

Demokrasi iddiası ile sıralama arasındaki uçurum

RSF’nin raporu, basın özgürlüğü krizinin yalnızca otoriter rejimlerle sınırlı olmadığını da ortaya koyuyor. Fransa (25), Slovakya (37), Litvanya (15) ve Çekya (11) gibi daha üst sıralardaki ülkelerde dahi kamu medyasının bağımsızlığı, susturma davaları ve yasal baskılarla ilgili kaygıların bulunduğu belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin medya özgürlüğünü güvence altına alma girişimlerine rağmen ulusal hükümetlerin bu standartları aşındırdığına dikkat çekiliyor.

 

RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé’ye göre bugün gazeteciliğe yönelik saldırılar artık gizlenmiyor; aksine devletler, siyasi aktörler, ekonomik güç odakları ve dijital platformlar tarafından açık biçimde yürütülüyor. Bocandé, “Gazeteciliğin boğulmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz” sorusunu yönelterek, pasif kalmanın bu baskıya ortak olmak anlamına geldiğini belirtiyor.

KAYNAK: DW Türkçe

 

Giriş Yap

Batman Burada ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NOT: ✅ Oturumu açık tut kısmını aktif hale getirin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Uygulamamızı İndir ve Yorum Yap 🌟