İlhami Işık uyardı: Kürt meselesinde tarihin tekerrür etmemesi için

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Batman Gazeteci İlhami Işık, Elips Haber için “1999-2004 döneminin gölgesinde” adlı bir yazı kaleme aldı:

“Silahların susması güzel bir başlangıçtır; ancak bu suskunluğu kalıcı barışa, adalete ve demokrasiye dönüştürmek gerekir. Aksi takdirde, 2004’ün acısını bir kez daha yaşamak kaçınılmaz olabilir.”

 

İŞTE O YAZI:

Tarih, bazen acımasız bir döngü içinde kendini tekrar eder. Özellikle siyasi fırsatların değerlendirilmediği, stratejik vizyonun yerini kısa vadeli taktiklerin aldığı dönemlerde bu tekerrür daha da belirgin hale gelir.

1999-2004 arası yaşanan süreç, Türkiye’nin Kürt meselesinde en kritik “şiddetsiz” zaman dilimlerinden biriydi. Bugün ise benzer bir manzara ile karşı karşıyayız.

PKK’nın silahlı mücadeleye son vermesi, kendini feshetmesi ve buna rağmen somut siyasi adımların atılmaması. Aradaki farklar olsa da benzerlikler, insana “Acaba aynı hatalar mı tekrarlanıyor?” diye sorduruyor.

1999 yılı, Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanmasıyla Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Öcalan’ın çağrısıyla PKK, silahlı güçlerini sınır dışına çekti ve kendini fes ettiğini ilan etti.

Dersim’de bir grup itiraz etse de genel olarak örgüt, silahlı mücadeleye son verdiğini açıkladı.

Bu durum 1 Haziran 2004’e kadar yaklaşık beş yıl sürdü.

Bu beş yıllık şiddet içermeyen dönemde Türkiye’yi yönetenler, Kürt meselesi konusunda somut ve kalıcı adımlar atabilirdi. Demokratik reformlar, kültürel haklar, yerel yönetimlerde geniş yetkiler veya anayasal değişiklikler gibi adımlar, sorunun köklerini hedef alabilirdi.

Ancak hakim anlayış, “Bırakınız dağda bir birlerini yesinler” şeklinde özetlenebilecek bir pasiflik ve güvenlikçi yaklaşım oldu.

Bölgede herhangi bir siyasi inisiyatif geliştirilmedi, fırsat değerlendirilmedi. Tam da bu sırada ABD’nin Irak’a müdahalesi, bölgede yeni dengeler yarattı. PKK, bu kaostan ve oluşan geniş olanaklardan yararlanarak 1 Haziran 2004’te yeniden silahlı mücadeleye dönme kararı aldı.

Böylece Türkiye, 20 yıl daha şiddet, kayıp ve ekonomik maliyetle yüzleşmek zorunda kaldı. Oysa ellerindeki “muazzam” fırsat, Kürt meselesini büyük ölçüde çözüme kavuşturabilecek bir zemindi.

Tarih, bu dönemi “kaçırılan fırsat” olarak kayıtlara geçirdi. Bugün baktığımızda tablo rahatsız edici bir şekilde tanıdık geliyor. PKK, Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine silahlı mücadeleye son verdiğini, kendini feshettiğini açıkladı. Ateşkes ilan edildi, silah bırakma süreci başladı ve örgüt yapısal olarak dağılma yönünde adımlar attı.

Yine şiddet içermeyen bir dönem yaşıyoruz. Ancak 1999-2004’teki gibi, atılan somut siyasi adım neredeyse yok denecek kadar az. Kürt meselesinin çözümü adına kapsamlı reformlar, anayasal düzenlemeler veya kalıcı bir barış çerçevesi henüz ortaya konmuş değil.

Bekleyiş ve temkinli tutum hakim görünüyor. Üstelik bölgesel dinamikler de benzerlik gösteriyor. O dönemde ABD’nin Irak müdahalesi nasıl yeni olanaklar yarattıysa, bugün de ABD’nin İran’a yönelik saldırısı (Suriye dışında) bölgede yeni bir kaos ve fırsatlar ortamı oluşturuyor.

Suriye hariç tutulsa da genel Kürt meselesi ve PKK açısından bir “bekleyiş” dönemi yaşanıyor. Bölgesel güç boşlukları, dış aktörlerin müdahaleleri ve Kürt gruplar arasındaki farklı tutumlar, 2004’teki gibi bir yeniden yapılanma riskini akla getiriyor.

1999-2004 deneyimi bize şunu gösterdi. Silahların susması tek başına çözüm değildir. Bu sessizlik, siyasi irade ve cesur adımlarla doldurulmazsa, dış etkenler (bölgesel müdahaleler, emperyal fırsatlar) devreye girer ve şiddet geri döner.

PKK’nın fesih ve silah bırakma kararı, Türkiye için tarihi bir fırsat penceresi açıyor. Bu pencereyi kapatmak yerine, demokratikleşme, eşit vatandaşlık, kültürel haklar ve bölgesel kalkınma gibi adımlarla kalıcı bir barış zemini oluşturulabilir.

Eğer yine “bekle ve gör” politikası veya güvenlikçi anlayış ağır basarsa, tarih tekerrür edebilir. 20 yıl önce olduğu gibi, bölgeye yönelik dış müdahaleler (bu sefer İran odaklı) şiddetin yeniden fırsat bulmasına zemin hazırlayabilir.

Oysa Türkiye, kendi iradesiyle, kendi toprak bütünlüğü içinde, demokratik yöntemlerle bu meseleyi çözebilecek güce ve tecrübeye sahiptir.

1999-2004 dönemi, “bırakınız yesinler” mantığının bedelini hepimize ödetti. Bugün benzer bir şiddet içermeyen süreçteyiz ve elimizde ikinci bir şans var. Bu kez tarihi fırsatı değerlendirmek, sadece hükümetin değil, tüm siyasi aktörlerin, toplumun ve aklın sorumluluğudur.

Kürt meselesi, Türkiye’nin iç meselesidir ve çözümü de Türkiye’nin kendi dinamikleriyle mümkündür.

Silahların susması güzel bir başlangıçtır; ancak bu suskunluğu kalıcı barışa, adalete ve demokrasiye dönüştürmek gerekir. Aksi takdirde, 2004’ün acısını bir kez daha yaşamak kaçınılmaz olabilir.

Tarih tekerrür etmemeli. Bu kez fırsat kaçırılmamalıdır.

 

Kaynak: Elips Haber

Giriş Yap

Batman Burada ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NOT: ✅ Oturumu açık tut kısmını aktif hale getirin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Uygulamamızı İndir ve Yorum Yap 🌟