İran savaşında 100 gün geride kaldı. Dışarıdan bakıldığında ülke nispeten istikrarlı görünüyor. Ancak ekonomik sıkıntılar, toplumsal huzursuzluk ve artan baskılar daha derin sorunlara işaret ediyor.
DW Türkçe’den Shabnam von Hein’in haberine göre,İran ve İsrail’in son iki günde karşılıklı saldırılarıyla tırmanan gerilim, tarafların saldırıları durdurduklarını açıklamasıyla şimdilik yatıştı. Ancak 28 Şubat’ta ABD ve İsrail, İran’daki askerî ve stratejik hedeflere yönelik ortak hava saldırılarıyla başlayan savaş henüz son bulmadı.
Yüz günü geride bırakan savaşta İran ordusuna ait önemli tesisler imha edilirken, dini lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey siyasi ve askerî yetkili hayatını kaybetti. İran Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i ülkenin yeni dinî lideri olarak seçti.
Tahran ise ABD ve İsrail saldırılarına, İsrail’e, ABD askerî üslerine ve Körfez bölgesindeki diğer hedeflere yönelik yoğun füze ve İHA (insansız hava aracı) saldırılarıyla karşılık verdi.
İran ayrıca, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Basra Körfezi ile Umman Körfezi arasındaki kritik deniz yolu Hürmüz Boğazı’nı jeopolitik baskı aracı olarak kapattı.
İktidar ayakta kaldı
8 Nisan’da yürürlüğe giren kırılgan ateşkes ilk etapta çatışmaları azalttı. Ancak ateşkes neredeyse her gün ihlal edilmeye devam ediyor.
Ortadoğu siyaseti ve uluslararası ilişkiler alanında uzman olan ve George Washington Üniversitesi’nde ders veren İran uzmanı Muhammed Ghaedi, “Son 100 günde İran İslam Cumhuriyeti’nin yapısında köklü bir değişiklik görmüyorum” diyor.
Ghaedi, yönetim kadrolarında değişiklik olsa temel kurum ve güç yapılarının varlığını koruduğuna dikkati çekiyor.
DW’ye konuşan Ghaedi “Savaş öncesinde siyasi yönetim kadroları arasında derin görüş ayrılıkları vardı. Savaş, siyasi elitler arasındaki bazı gerilimlerin aşılmasına ve kısmen devlet ile toplumun bazı kesimleri arasındaki mesafeyi azaltmaya katkıda bulundu” ifadelerini kullandı.
“Bugün gördüğümüz siyasi elitler arasındaki birliktelik, devrim sonrası dönemde oldukça nadir rastlanan bir durum. Bu birliktelik rejimin dayanıklılığının temel kaynaklarından biri oldu” diyen Ghaedi, mevcut istikrarın kalıcı bir güçlenme işareti olarak yorumlanmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Ghaedi’ye göre, İran hâlâ meşruiyet, verimlilik ve kaynakların dağılımı gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya. Güvenlik ve rejimin hayatta kalması kaygıları azaldıkça bu yapısal sorunlar yeniden daha görünür hale gelebilir ve yönetimi zorlaştırabilir.
Gece gösterileri
İran rejimi, üç aydan uzun süredir ülkenin farklı kent ve köylerinde düzenlenen gösterilerle siyasi sisteme ve yönetime destek veren taraftarlarını seferber ediyor.
Devlet medyası bu etkinlikleri, dış tehditlere ve düşmanca müdahale girişimlerine karşı İran ulusunun birliğini, direncini ve kararlılığını göstermek amacıyla düzenlenen “spontane toplantılar” olarak nitelendiriyor.
Bu gösterilere katılmayan bir 36 yaşındaki bir Tahran sakini, etkinliklerin oldukça gürültülü geçtiğini söylüyor. DW’ye konuşan kadın, “Saat 23.00’ten önce uyumak neredeyse imkânsız. Dışarısı çok gürültülü ve bu gerçekten yorucu” diyor.
Başkentte yaşayan bir kadın hakları savunucusuna göre ise bu gece gösterileri, rejimin Ocak ayında hükümet karşıtı protestolara yönelik sert müdahalesinin ardından sokakların yeniden kontrol altına alındığını göstermek amacı taşıyor.
İsmini vermek istemeyen 42 yaşındaki aktivist, “Birçok insan protestolara yönelik sert müdahaleye hâlâ öfkeli. Çevremdeki hemen herkesin vurulan, yaralanan ya da gözaltına alınan bir tanıdığı var. Aynı zamanda pek çok kişi, savaşın başlaması ve bombardımanlar yüzünden çaresiz durumda. Neredeyse hiç kimse olumlu bir değişim olacağına artık inanmıyor” diye anlatıyor.
İran’ın siyasi sisteminden umudunu kesen birçok kişi için savaş başlangıçta rejim değişikliğine giden hızlı bir yol gibi görünmüştü. Ocak ayında güvenlik güçlerinin binlerce protestocuya ateş açtığı iddia edilirken ABD Başkanı Donald Trump, yardımın yolda olduğunu söylemişti.
Yaklaşık altı hafta boyunca ABD ile İsrail, İran’ın yoğun nüfuslu şehirlerini her gün defalarca bombaladı. Trump, ülkeyi “yok etmekle” tehdit etti.
Trump, 7 Nisan’da sosyal medya platformu Truth Social’da yaptığı paylaşımda, “Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak ve bir daha geri gelmeyecek” ifadelerini kullanmıştı.
Kadın hakları savunucusu o günleri şöyle anlatıyor:
“Bu çok korkutucuydu. Hâlâ tüm bunlara nasıl dayandığımızı bilmiyorum.”
Yoksulluk ve baskı arttı
Saldırılar sadece askerî hedefleri değil, çelik ve petrokimya tesisleri gibi kritik sanayi merkezlerini de vurdu. Üretimin durması, bu sektörlere bağlı onlarca işletmenin de faaliyetlerini askıya almasına yol açtı.
Şimdiden on binlerce kişi işini kaybetti. Yüz binlerce çalışan ise geçimini nasıl sağlayacağı konusunda endişe duyuyor.
Enflasyon yüzde 50’nin üzerine çıkarak halkın alım gücünü ciddi biçimde eritti. Aylık yasal asgari ücretin 75 eurodan biraz daha düşük olduğu İran’da birçok kişi temel hizmetlere bile erişmekte zorlanıyor.
Savaşın gölgesinde insan hakları ihlallerinin de arttı. Uluslararası Af Örgütü’ne göre, ABD ve İsrail’in saldırılarının başlamasından bu yana İran makamları protestocular, gazeteciler, avukatlar, insan hakları savunucuları, muhalifler ve etnik ya da dinî azınlık mensupları dahil 6 binden fazla kişiyi keyfî şekilde gözaltına aldı.
Örgüt, 28 Mayıs tarihli açıklamasında aynı dönemde onlarca yıllık hapis cezaları verildiğini ve siyasi gerekçelerle en az 39 kişinin idam edildiğini bildirdi.
Birçok İranlı ayrıca sıklıkla ve çoğu zaman keyfî polis kontrolleri ve yol denetimleriyle karşı karşıya kaldıklarını, bu kontroller sırasında cep telefonlarının ve araçların arandığını söylüyor.
İnsan hakları aktivisti Şiva Nazar Ahari, “Bu kontrol noktalarında birçok kişi yalnızca sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı” diyor.
İnsan Hakları Muhabirleri Komitesi üyesi olan Ahari, İran’daki hak ihlallerini uzun yıllardır belgeliyor. Uluslararası Af Örgütü’ne göre bu faaliyetleri nedeniyle defalarca gözaltına alınan ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılan Ahari bugün Slovenya’da yaşıyor.
“Mevcut baskı düzeyi son derece ağır” diyen Ahari, şöyle devam ediyor:
“Kararları kimin aldığı ya da hangi kurumun kontrolü elinde tuttuğu çoğu zaman belli değil. Belki de en kötü tarafı bu belirsizlik.” Ahari, güvenlik birimlerinin aynı zamanda, kimsenin insan hakları gruplarına veya aktif sivil toplum örgütlerine bilgi vermeye cesaret edemeyeceği bir korku ortamı yaratmaya çalıştığını da sözlerine ekliyor.
İran genelinde 88 gün süren internet kesintisinin ardından erişim Mayıs sonunda kısmen yeniden sağlandı. Ancak çok sayıda hizmet hâlâ kısıtlı olduğu için dış dünyayla iletişim kurmak zor olmaya devam ediyor.
Ahari, “Son günlerde Ocak ayındaki ülke çapındaki protestolar nedeniyle gözaltına alınan kişilerin büyük bölümünün hâlâ cezaevinde olduğunu öğrendik” diyor ve ekliyor:
“Kamuoyunun dikkati şu anda infazlara odaklanmış durumda ve bu elbette çok önemli. Ancak eldeki bilgiler, daha önce hiçbir sabıka kaydı olmayan kişilerin bile en az dört ila beş yıl, çoğu zaman ise 10 yıldan fazla hapis cezasına çarptırıldığını gösteriyor.”
Kaynak: DW Türkçe







