TİP, “TBMM’nin çözüm zemini olarak görülmesini başından beri dile getirmemiz ve barış yolunda atılacak somut adımlara destek vereceğimizi sürecin başında ilan etmemiz nedeniyle çerçeve yasaya sıraladığımız eksiklikler ve eleştiriler şerh olmak üzere ‘evet’ oyu kullanacağımızı kamuoyuyla paylaşmak isteriz” ifadesini kullandı. Türkiye İşçi Partisi Parti Meclisi, 8-9 Ağustos’ta Ankara’da toplandı. TİP, toplantıya ilişkin bildiriyi yayımladı.
Bildiride, “Partimizin uzunca bir süredir saptadığı üzere Saray Rejimi karşı devrimci yönelimini yoğunlaştırarak inşasını tamamlamış ve bildiğimiz Cumhuriyet’i tüm kurumlarını dönüştürerek fiilen ortadan kaldırmış, varlığını kağıt üzerinde sürdürür duruma getirmiştir. Yerleşik hale gelen Rejim, topluma dönük rıza üretme ihtiyacını bir kenara bırakmıştır ve salt çıplak güçle karşıtlarını etkisiz hale getirmeye devam etmektedir” denildi.
Özellikle ana muhalefete dönük saldırıların, her gün bir başka belediyeye operasyon düzenlenmesinin, belediye başkanlarının tutuklanmasının, toplumun geniş kesimlerinde öfke uyandırdığı aktarılan bildiride, şu ifadeler yer aldı:
“Halk iradesinin gasp edilmesi ve iktidarın sandıkta yenemediği muhalefet belediyelerini zorla ele geçirmesine karşı ortak mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğiz. Tüm bunlarla birlikte, muhalefet cephesinin dağınık halde bulunduğunu saptamaktayız. CHP’nin butlan kararıyla birlikte bir iktidar aparatına dönüştürülmesi süreci ve bu partideki ayrışmanın ardından yaşananlar, rejimin karşı devrimci saldırılarına karşı halkın gerçek direnişinin nasıl örülmesi gerektiğini de göstermektedir. Patronların ve emperyalizmin Saray Rejimi’yle Türkiye’ye çizdiği yol, düzen siyasetinin bütün unsurlarını sağcılaştırmaktadır. Sermaye düzeniyle barışık tüm unsurlar er ya da geç teslim olma noktasına itilmektedir. Türkiye İşçi Partisi, Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm çizgisinde bir direniş örgütlemenin sorumluluğunun farkındadır. TİP, sağcılaşan, yüzünü sağa döndükçe teslim alınmaya açık hale gelen siyaset karşısında gerçek direnişin güvencesidir.
Kürt sorununun çözülmesi ülkemizin eşitlik ve barış içerisinde yaşaması için en önemli ihtiyaçlardan biridir. TİP, tarihsel ve siyasal görevi olarak her zaman barıştan yana tavır almış, çözümün kapalı kapılar arkasında değil halkın gözleri önünde ve Meclis zemininde üretilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu doğrultuda, iktidar blokunun sorunun adını koymaktan kaçarak Terörsüz Türkiye olarak tanımladığı sürece ilişkin tüm eleştirilerine rağmen, süreçte görüşülenlere halk adına tanık ve müdahil olmak, öneri ve itirazlarımızı dile getirmek ve barış ihtimalini güçlendirmek üzere Meclis’te kurulan komisyonda yer almış, komisyon sonuç raporuna ise eleştirilerini kamuoyuyla paylaşarak hayır oyu vermiştir. Komisyon raporu şubat ayında oy çokluğuyla kabul edilmiş ancak rapora imzasını atan AKP-MHP ittifakı aradan geçen beş aya rağmen AYM-AİHM kararlarının uygulanması, kayyumların kaldırılması, hasta tutsakların serbest bırakılması gibi çok basit adımları hayata geçirmemiş, şu ana kadar çözüme ilişkin samimiyetine ikna edecek somut bir adım atmamıştır.” “Anayasa değişikliği girişimlerine geçit vermeyeceğiz”
Bildiride, süreçte yeni bir aşamaya gelindiği ve sürecin hukuki altyapısını oluşturmak üzere bir çerçeve yasa teklifinin Meclis’e sunulduğu hatırlatılarak, “Bu geçici yasa tüm itirazlara rağmen yine kapalı kapılar ardında görüşülerek hazırlanmış, kamuoyunun bilgilendirilmesinin ve konunun tartışılmasının önüne geçilmiştir. Sürecin katılımcılık ve şeffaflıktan uzak yürütülmesi barışın toplumsallaşmasının önündeki en büyük engel ve sorumluluğun sürecin tüm tarafları için geçerli olduğunu hatırlatma gerekliliğini hissediyoruz. Ayrıca yasanın kişiler arasında eşitlik ilkesine aykırılıklar içermesi ile bazı yargısal yetkilerin yürütmeye bağlı oluşturulacak kurullara devredilmesi ve siyaset yasakları içermesi barışın toplumsallaşmasının önündeki engellerdir” denildi.
Kürt sorununun, sadece çatışmaların durması ve silahların susması değil, onu içeren şekilde ama daha da fazla demokrasi ve özgürlükler sorunu olduğu belirtilen bildiride, ülkede demokratikleşme sağlanmadan ve buna ilişkin somut adımlar atılmadan, yalnızca ceza ve infaz düzenlemesine ilişkin bir yasayla kalıcı barışın tesisinin mümkün olmadığı vurgulandı.
Bildiride, başta siyaset yapma hakkı olmak üzere, tüm demokratik hakların kullanılmasının hukuksuzca engellenmesi ve antidemokratik tüm uygulamaların ayrımsız şekilde sona erdirilmesi gerektiği ifade edilerek, şöyle devam edildi:
“Çözüm, hiçbir bahanenin arkasına sığınmaksızın derhal adaletin yerini bulmasından AYM-AİHM kararlarına uymaktan geçmektedir. TBMM tarafından çıkarılacak yasalara uyulacağının garantisi ve çözüme dair ciddi ve samimi olunduğunun göstergesi mevcut yasalara ve mahkeme kararlarına uyulmasıdır. Çözüm; Silivri, Edirne, Çorlu, Kandıra, Diyarbakır ve tüm cezaevlerinde cisimleşen faşizan yaklaşımın son bulmasından, kayyum uygulamalarının iptal edilmesinden, Barış Akademisyenleri başta olmak üzere haksızlığa uğrayan KHK’lıların görevlerine dönmelerinden geçmektedir. Dolayısıyla iktidar eliyle dayatılan süreç, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışın inşası perspektifine şu ana kadar somut katkıda bulunmamıştır. Bu sürecin bir uzantısı olarak akla gelmesi muhtemel, Saray Rejimi’nin ve tek adam yönetiminin ömrünü uzatmaya, Türkiye’yi demokrasi ve cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırmaya heves edecek Anayasa değişikliği girişimlerine geçit vermeyeceğimizi şimdiden bir kez daha ilan ediyoruz.
Söz konusu çerçeve yasa silahların susmasını ve demokratik siyaset yapmayı isteyen muhataplarının, şerhleriyle birlikte onay verdiği bir düzenlemedir. Biz de şerhlerimizle birlikte bu onayı dikkate alıyoruz. Ayrıca TBMM’nin çözüm zemini olarak görülmesini başından beri dile getirmemiz ve barış yolunda atılacak somut adımlara destek vereceğimizi sürecin başında ilan etmemiz nedeniyle çerçeve yasaya sıraladığımız eksiklikler ve eleştiriler şerh olmak üzere evet oyu kullanacağımızı kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Türkiye İşçi Partisi, Saray Rejimi’nin çözüm umudunu kendi çıkarına alet etmesine izin vermeyecek, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da barış, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir.”






