Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutukluluğunun 10’uncu yılında kaleme aldığı yazıda Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen süreci değerlendirdi. Devletin demokratikleşme sorumluluğu ile PKK’nin silahsızlanma sorumluluğunun birbirinin yerine geçemeyeceğini vurgulayan Demirtaş, Abdullah Öcalan’ın süreçte üstlendiği rolü yerine getirebilmesi için statüsünün ve koşullarının netleştirilmesi gerektiğini belirtti.
Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da kendisinin de aralarında bulunduğu HDP’li siyasetçilere yönelik operasyonların ve tutuklamaların 10’uncu yıl dönümünde dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.
Almanya’nın Köln kentinde kurulan QAD-Barış Araştırmaları Derneği için hazırladığı “Birlikte Kazanmak” başlıklı yazısında Demirtaş, Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen süreci, silahsızlanma aşamasını, devletin sorumluluklarını ve toplumsal barışın sağlanması için atılması gereken adımları değerlendirdi.
“Değişimi ilerletmek isteyenlerle değişime direnenler karşı karşıya”
Çatışma çözümü ve silahsızlanma süreçlerinin her aşamasının farklı zorluklar ve fırsatlar barındırdığını belirten Demirtaş, süreçte rol üstlenen bütün aktörlerin güçlü iş birlikleri geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Sürecin başarıya ulaşacağına inanan kesimlerin sorunları aşmak için yoğun çaba gösterdiğini belirten Demirtaş, bazı çevrelerin ise bölgesel ve küresel gelişmeleri süreci ilerletmek yerine tıkamak amacıyla değerlendirdiğini savundu.
Geçmiş deneyimlerin yarattığı güvensizlik nedeniyle sürece ihtiyatla yaklaşan kesimlerin de bulunduğunu ifade eden Demirtaş, yaşanan tıkanmaların önemli nedenlerinden birinin değişimi ilerletmek isteyenlerle değişime direnen anlayışların karşı karşıya gelmesi olduğunu kaydetti.
Demirtaş, mevcut siyasi koşulların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek ilkeli ve meşru siyasetin reel politiğe teslim olmadan hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
“Öcalan hem örgütü hem de devleti değişime davet ediyor”
Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne değinen Demirtaş, Öcalan’ın siyasi yaklaşımının mevcut dengeleri gözetmesi bakımından farklılaştığını ifade etti.
Öcalan’ın risk alarak ve cesur hamlelerde bulunarak siyasi zemini korumaya çalıştığını belirten Demirtaş, uzun süredir silahlı mücadelenin zamana yenildiğinin farkında olduğunu savundu.
Öcalan’ın hem örgütü hem de devleti değişime davet ettiğini ifade eden Demirtaş, bu yaklaşımın tarafların kendi sorumluluklarını yerine getireceği ve atılacak adımların birbirini tamamlayacağı yeni bir siyasi zemin oluşturmayı amaçladığını belirtti.
“Devletin sorumluluğu ile örgütün sorumluluğu birbirinin yerine geçemez”
Süreçteki bütün aktörlerin değişime açık olması gerektiğini belirten Demirtaş, tarafların sorumluluklarının aynı olmadığını vurguladı.
Demirtaş, yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Devletin demokratikleşme, hukuki güvenceleri oluşturma ve özgürlüklerin önünü açma sorumluluğu ile örgütün silahsızlanmayı ilerletme sorumluluğu birbirinin yerine geçemez.”
Demirtaş, her aktörün kendi konumuna ve sahip olduğu imkânlara göre sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade ederek çözümün tek taraflı adımlarla sağlanamayacağını belirtti.
“Çözüme giden yol tek bir anahtarla açılabilecek bir kapı değil”
Kürt meselesinin çözümünde bütün tarafların üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Demirtaş, ortak hareket edilmesinin önemine dikkat çekti.
Demirtaş, çözüm sürecini birden fazla kapının açılmasını gerektiren bir yolculuğa benzeterek her aktörün elinde farklı kapıları açabilecek anahtarlar bulunduğunu ifade etti.
Bu anahtarların kullanılması halinde tıkanıklıkların aşılabileceğini, fırsatların ortak kazanımlara dönüştürülebileceğini ve siyasetin güçlenmesiyle demokratikleşmenin, özgürlüklerin ve refahın önünün açılabileceğini belirtti.
“Ortak güven yeniden inşa edilmeli”
Sürecin ilerlemesinin önündeki önemli engellerden birinin geçmişten kaynaklanan güvensizlik olduğunu belirten Demirtaş, verilen ancak yerine getirilmeyen sözlerin ve yaşanan ağır kırılmaların toplumsal güveni zedelediğini ifade etti.
Güvensizliğin yalnızca iyi niyet çağrılarıyla giderilemeyeceğini vurgulayan Demirtaş, sürece katılan bütün aktörlerin birbirlerinden peşinen güven beklemek yerine güveni birlikte oluşturacak koşullara katkıda bulunması gerektiğini kaydetti.
“Kullanılan dil ve üslup büyük önem taşıyor”
Yıllar içinde biriken sorunları iç içe geçmiş düğümlere benzeten Demirtaş, bu düğümlerin zorlanarak çözülmeye çalışılmasının daha büyük tıkanmalara yol açabileceğini belirtti.
Bu nedenle çözüm arayışında izlenecek yöntemlerin, kullanılan dilin ve siyasi üslubun büyük önem taşıdığını ifade eden Demirtaş, mevcut yaklaşımda henüz yeterli olgunluğa ve yapıcılığa ulaşılamadığını savundu.
Demirtaş, bütün aktörlerin bu konuda özenli davranmasının siyasi, ahlaki ve vicdani bir zorunluluk olduğunu vurguladı.
“En acil adım Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesi”
Yazısının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Abdullah Öcalan’ın koşullarına değinen Demirtaş, sürecin ilerlemesi için atılması gereken en acil adımın Öcalan’ın rolünü yerine getirebileceği statünün, imkânların ve koşulların netleştirilmesi olduğunu ifade etti.
Bu adımın gecikmesinin süreçte gelgitlere neden olacağını savunan Demirtaş, Öcalan’ın üstlendiği rolün gerektirdiği çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulmasının yalnızca kendisiyle ilgili bir mesele olmadığını belirtti.
Demirtaş’a göre söz konusu koşullar, silahsızlanma kararının uygulanması, ortaya çıkabilecek sorunların çözülmesi ve sürecin farklı aktörleri arasında sağlıklı iletişim kurulması açısından önem taşıyor.
Sorumluluk üstlenmesi beklenen bir aktörün bu sorumluluğu yerine getirebilmesini sağlayacak imkânlara sahip olması gerektiğini belirten Demirtaş, bunun sürecin kendi iç tutarlılığı açısından da gerekli olduğunu kaydetti.
DEM Parti ve muhalefete çağrı
Demirtaş, Öcalan’ın koşullarının netleştirilmesi konusunda DEM Parti başta olmak üzere bütün muhalefetin pozitif ve yapıcı bir siyaset dili geliştirmesi gerektiğini belirtti.
Muhalefetin süreci kolaylaştırıcı bir yaklaşım sergilemesinin önemine işaret eden Demirtaş, siyasi aktörlerin çözümün önünü açacak adımlara katkı sunması gerektiğini ifade etti.
PKK’ye silahsızlanma çağrısı
Demirtaş, yazısında PKK’ye yönelik değerlendirmelerde de bulundu.
PKK’nin daha yapıcı, cesur ve kararlı bir tutum sergileyerek silahsızlanma aşamasını hızlandırması gerektiğini belirten Demirtaş, bu yönde atılacak adımların sürecin ilerlemesini ve diğer aktörlerin de harekete geçmesini kolaylaştıracağını ifade etti.
Süreçte herkesin bulunduğu konumun zorluklarını ve zorunluluklarını en iyi kendisinin bildiğini kaydeden Demirtaş, buna rağmen bütün tarafların çözüm için sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
“Herkes bulunduğu yerden değişmek zorunda”
Hiç kimsenin adına konuşamayacağını ve başkalarına ne yapmaları gerektiğini söyleyemeyeceğini belirten Demirtaş, sorunların çözülmesi ve krizlerin aşılması için bütün aktörlerin bulundukları yerden pozitif çaba göstermesi gerektiğini ifade etti.
Demirtaş, çözüm sürecini bisiklet sürmeye benzeterek ilerlemenin ve dengenin korunabilmesinin sürekli hareket edilmesine bağlı olduğunu belirtti.
Sürecin duraksamadan ilerlemesi için tarafların değişime açık olması ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini kaydetti.
“Toplum da barışın öznesi haline gelmeli”
Kalıcı bir çözümün yalnızca siyasi aktörlerin çabalarıyla sağlanamayacağını belirten Demirtaş, toplumsal desteğin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Geçmişte yaşananların yarattığı korkuların ve güvensizliklerin aşılması, toplumun geleceğe ilişkin umutlarının büyütülmesi gerektiğini ifade eden Demirtaş, barışın yalnızca sürecin doğrudan aktörleri tarafından kurulamayacağını vurguladı.
Toplumun da barış sürecinin aktif bir öznesi haline gelmesi gerektiğini belirten Demirtaş, toplumsal destekten yoksun bir çözümün kalıcı olmasının güç olduğunu kaydetti.
“Türkiye, Kürtler ve Orta Doğu halkları birlikte kazanmalı”
Demirtaş, sürecin başarıya ulaşması halinde siyasi, ekonomik ve jeostratejik açıdan önemli fırsatların ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Bu fırsatların Türkiye’nin, bütün Kürtlerin ve Orta Doğu halklarının ortak kazanımına dönüştürülmesi gerektiğini belirten Demirtaş, bunun için bugünden iş birliği zeminlerinin oluşturulmasının önemine dikkat çekti.
Kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Demirtaş, demokratikleşmenin, özgürlüklerin ve toplumsal refahın da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Demirtaş’tan ortak mücadele ve kazanım mesajı
4 Kasım 2016’da başlayan tutukluluğunun 10’uncu yılında yayımladığı yazısını ortak sorumluluk ve dayanışma çağrısıyla tamamlayan Demirtaş, barış sürecinin başarıya ulaşmasının bütün toplumların yararına olacağını belirtti.
Demirtaş, “Birlikte Kazanmak” başlıklı yazısını şu sözlerle tamamladı:
“Önce riskleri beraber göğüsleyelim, handikapları el birliğiyle aşalım ki sonra meyveleri de tüm halklar hep beraber toplayabilelim, hep birlikte kazanalım.”








