CHP’de yaşanan ‘mutlak butlan’ tartışmalarına ilişkin konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler yine kendileridir. Koltuk ve salon kapma savaşının tarafı değiliz” ifadelerini kullandı
AK Parti grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, “Daha düne kadar avazı çıktığınca bağıranların 3 gündür sesi soluğu çıkmaz oldu. Ne konuşan var, ne seçimler hakkında yorum yapan var” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar;
Türk siyasetine hiç yakışmayan olayların yaşandığı bugünlerde, AK Parti Grubu’ndaki şu muhteşem kardeşlik tablosunun herkese, özellikle de siyaseti marjinalize etmeye çalışanlara örnek olmasını temenni ediyorum. Kurban Bayramı sonrasındaki bu ilk buluşmamız vesilesiyle hac farizasını yerine getiren kardeşlerimizin ibadetlerinin Cenab-ı Hak katında makbul ve mebrur olmasını niyaz ediyorum.
Değerli dava arkadaşlarım, yola çıktığımız ilk günden beri milletle bütünleşmemiz katlanarak, güçlenerek hamdolsun devam ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak aziz milletimizle kurduğumuz gönül köprülerinin sağlamlığına hafta sonu bir kere daha şahitlik ettik. Halkımız pazar günü Gümüşhane, Nevşehir ve Tokat’taki 6 beldede belediye başkanlarını ve meclis üyelerini belirlemek üzere sandık başına gitti. Yapılan ara seçimlerde altı beldenin dördünde AK Partimizin, birinde ise ittifak ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi’nin adayı ipi göğüslemiştir. Cumhur İttifakı çok anlamlı bir seçim zaferine imza atmıştır. Öncelikle hemşerilerinin takdiriyle belediye başkanı olarak seçilen Tokat Bağtaşı Beldesi’nde Mustafa Karadağ’ı, Tokat Yolüstü Beldesi’nde Mustafa Altın’ı, Gümüşhane Tekke Beldesi’nde Kemalettin Demirkıran’ı, Nevşehir Mustafapaşa Beldesi’nde Mustafa Özer’i canıgönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’nden Tokat Kuşçu Beldesi Belediye Başkanlığı’na seçilen Hikmet Temizel’e tebriklerimi iletiyorum. Belediye başkanlarımıza ve meclis üyelerimize, beldelerine hizmet yolunda Rabbimden üstün muvaffakiyetler temenni ediyorum. Kelimenin tam anlamıyla sandıkları patlatan vatandaşlarımıza da partimize ve ittifakımıza yönelik teveccühleri için teşekkür ediyorum. İnşallah bu güveni ve muhabbeti asla boşa çıkarmayacak, milletimize olan şükran borcumuzu daha çok çalışarak ödemenin gayretinde olacağız.
“Düne kadar avazı çıktığınca bağıranların 3 gündür sesi soluğu çıkmaz oldu”
Yine 7 Haziran Pazar günü ülkemiz genelinde 355 mahallede muhtarlık, 37 mahallede ise ihtiyar heyeti için sandık kuruldu. Demokrasimizin temel yapı taşları olarak gördüğümüz muhtarlarımızı da yürekten tebrik ediyor, kendilerine başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakınız burada 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablonun önemli bir yönüne dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Malumunuz, bir süredir ana muhalefet partisinin kimi aktörleri üst perdeden konuşarak kendilerince bir gündem oluşturma çabasındaydılar. Otobüslerle o şehirden bu şehre sürükledikleri vatandaşlarımız üzerinden güya ahkâm kesiyor, kendilerini dev aynasında görüyorlardı. Ama sandık sonuçlarının gelmesiyle hepsi birden ortalıktan kayboldular. Daha düne kadar avazı çıktığınca bağıranların 3 gündür sesi soluğu çıkmaz oldu. Ne konuşan var, ne seçimler hakkında yorum yapan var, ne de galeyana getirdikleri vatandaşlarımızın karşısına çıkıp özür dileyen var.
“Siz bu kafayla giderseniz sandıkta milletten daha çok tokat yersiniz”
Aslında benzer bir yüzsüzlüğe biz 14-28 Mayıs seçimleri sonrasında da şahit olduk. O günleri hepimiz dün gibi hatırlıyoruz. Nelerle karşılaşmadık ki. Geride olduklarını çok iyi bildikleri hâlde utanmadan çıktılar, “Öndeyiz.” diyerek halkımıza yalan söylediler. Kampanya döneminde sipariş anketler vasıtasıyla seçmenlerini manipüle etmeye kalktılar. Seçim sonuçları kesinleştikten sonra bile yanıldıklarını kabul etmek yerine milleti suçladılar. Hatayı kendilerinde değil, milletin tercihlerinde aradılar. Yaşadıkları ağır hezimete rağmen siyasetin, sosyal medyanın yankı odalarından ibaret olmadığını bir türlü anlayamadılar. Bugün de aynısını yapıyorlar. Faturayı kendi beceriksizlikleri dışında herkese ve her şeye kesen bu kibir abidelerine sadece şunu söylemek isterim. Beyler, kusura bakmayın. Siz bu kafayla giderseniz sandıkta milletten daha çok tokat yersiniz.
“Kurultayı yapan da, kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de CHP’lilerdir”
Kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yargı kararları çerçevesinde suhulet ve sükûnetle çözmek yerine, kimi zaman bizi, kimi zaman mahkemeleri, kimi zaman da medyayı suçlayarak yine kendilerine toz kondurmuyorlar. Oysa biz ilk günden itibaren hep şunu dedik. CHP’nin 38. Kurultayı’na ilişkin tartışmalarda kurultayı yapan da, kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de, bu iddiaları belgeleriyle birlikte mahkemeye götürüp hakkını arayan da CHP’lilerdir. Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler yine kendileridir. Kardeşlerim, “Rüşvet aldım, rüşvet verdim, şu kişiye şu kadar para verdim.” diyenler aynı şekilde kendileridir. Dün halkın umudu dediklerine bugün hain damgası vuranlar da kendilerinden başkası değildir.
“Mahkeme kararı sonrası yaşananlar bizim haklılığımızı teyit etmiştir”
Tüm tarafların CHP’li olduğu hukuki bir ihtilafta belge ve bilgiler ışığında yargı gerekli değerlendirmeleri yapmış, neticede hükmünü vermiştir. Mahkeme kararı sonrası yaşananlar bizim haklılığımızı teyit etmiştir. Dikkat ederseniz, partimize yönelik edep, adap ve siyasi nezaket dışı onca hakarete rağmen karar sonrasında da tartışmaların uzağında durduk. Hiç elimizi dilimizi bulaştırmadık. Siyaset bezirgânlarının sataşmalarına kulak asmadık. Medyadaki silahşorlerin tuzaklarına düşmedik. Aklı ile ağzı arasındaki rabıta kopmuş olan çapsızlara prim vermedik. Hadiseleri ve tartışmaları güvenli bir mesafeden takip etmekle yetindik. Aynı tavrımızı koruyoruz.
Toplumsal barışa, kamu düzenine ve siyaset kurumuna zarar vermediği sürece CHP’deki anafor bizi zerre ilgilendirmiyor. Biz bu girdabın içine sürüklenmek veya çekilmek asla istemiyoruz. Koltuk ve salon kapmaca savaşının tarafı değiliz ve olmayacağız. Esasen milletimizin arzusu ve bizden beklentisi de bu yöndedir. Biz kendimize yakışanı yapmakla mükellefiz. Nitekim bunu yapıyoruz. AK Parti olarak samimi temennimiz, suç örgütlerinin güdümünden çıkamayan kimi tiplerin sorumsuz tavırları sebebiyle saatli bir bombaya dönüşen bu krizin bir an önce aşılmasıdır. Milletimizin huzuruna, Gazi Meclisimizin mehabetine, demokrasimizin ve ülkemizin itibarına zarar vermeye başlayan bu kavganın yargı kararları çerçevesinde demokratik bir olgunlukla çözüme kavuşturulmasıdır.
“Gazi Meclisin nümayiş arenasına dönüştürülmesine de rıza göstermeyiz”
Bakın, açık söylüyorum. Siyasette rakibimiz dahi olsa bu yüce çatı altında milleti temsil eden hiçbir partinin kavgayla, çatışmayla, sokaklara ve Meclis koridorlarına taşan güç mücadelesiyle anılmasını biz arzu etmeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin terörize edilmesine, Gazi Meclisin nümayiş arenasına dönüştürülmesine de rıza göstermeyiz. Az dinleyip çok bağırarak, az düşünüp çok konuşarak siyaset yapılmaz. Herkes 86 milyona karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmelidir. Siyasette polarizasyonu artıracak adımlardan herkes uzak durmalıdır.
“CHP’nin genel başkanlık koltuğunu kimin işgal ettiğinin bizim nazarımızda hiçbir kıymetiharbiyesi yok”
Burada şu gerçeğin de bilinmesinde fayda görüyorum. CHP’nin genel başkanlık koltuğunu kimin işgal ettiğinin bizim nazarımızda hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Bugüne kadar bizim şahıslarla işimiz olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Çünkü AK Parti hareketi olarak bizim mücadelemiz kişilerle değil, CHP’nin halk düşmanı, millî irade düşmanı ideolojisiyledir. Bizim mücadelemiz başörtülü kızlarımızı üniversite kapılarında ağlatan 28 Şubat zorbalarıyladır. Bizim mücadelemiz milletin inancına, kutsalına, değerlerine dil uzatan, millete tepeden bakan Jakoben zihniyetledir. Bizim mücadelemiz hacca gitmek için yardım isteyen vatandaşa, “Boş ver, Araplara paranı kaptırma.” diyen gafillerledir. Bizim mücadelemiz milletin kaynaklarını siyasi ikballerine basamak yapan yağmacılarladır. Bizim mücadelemiz Batılı patronlarından aferin alabilmek için Türkiye’yi yurt dışına şikâyet eden mandacılarladır.
“Cinayet şebekesinin saldırıları Türkiye’yi de tehdit eder bir noktaya taşınmıştır”
Siyonist yönetim tam anlamıyla bir çıbanbaşı, bir fitne fabrikası olarak geniş bir coğrafyada sürekli huzursuzluk üretmektedir. İsrail’in bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer ve sınır tanımaz politikalarına maalesef dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor. İsrail, mevcut hükümetin yönetiminde şımardıkça şımarmış, sadece bölge için değil, insanlık için de bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Netanyahu ve cinayet şebekesinin Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları, bu iki kardeş ülkeyi olduğu kadar artık Türkiye’yi de tehdit eder bir noktaya taşınmıştır.
Şunu bir defa herkesin bilmesini isterim. Suriye ve Lübnan müstakil, bağımsız iki devlettir. Ancak bu iki devlet, yani Suriye ve Lübnan, aynı zamanda Türkiye’nin sevgi ve kardeşlik coğrafyasının içinde yer alan iki devlettir. Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir. Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil, Halep’ten başlar, Şam’dan başlar. Türkiye’nin güvenliği Beyrut’tan başlar. Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz. Kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
“Biz sizin neyin peşinden koştuğunuzu çok iyi görüyoruz”
Şimdi bunlar ve tetikçileri çıkıyorlar, sağda solda Türkiye’yi hedef alan güya tehditler savuruyorlar. Hiç bunu söylemenize gerek yok. Biz sizin niyetinizi, amacınızı ve hedefinizi zaten çok iyi biliyoruz. Biz sizin neyin peşinden koştuğunuzu çok iyi görüyoruz. Arz-ı Mev’ud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız. Allah’ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz.
“Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok sert olur”
Şimdi Akdeniz’de, özellikle de Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz. Ve gelişmeleri de çok yakından takip ediyoruz. İhtirasları cüsselerini fazlasıyla aşan bazı ufak tefek yapılar İsrail’in fitne kayığına binmişler. Siyonizmin taşeronluğunu üstlenmişler. Güya Doğu Akdeniz’de birtakım ham hayallerin peşine düşmüşler. Çok açık söylüyorum. Kimse macera peşinde koşmasın. Kimse Siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılmasın. Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse bilinmesini isterim ki cevabımız çok net olur, çok da sert olur.
“İsrail haydutluğunun önü kesilmezse bunun ceremesini tüm insanlık çekecektir”
Değerli arkadaşlarım, İsrail uluslararası toplumun sessizliğinden cesaret alarak son derece şımarıkça bölgemizin topyekûn huzura, barışa ve güvenliğe ulaşmasına engel olmaktadır. İsrail’i hukuk çizgisinin içine çekmek artık sadece belli ülkelerin değil, insanlığın ortak meselesi hâline gelmiştir. İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılar sadece bölge ülkeleri üzerinde değil, küresel ölçekte de olumsuz bir etki oluşturmuştur. Dolayısıyla İsrail’in saldırgan tutumu bölgemizle birlikte insanlığa yönelik bir tehdittir. Bundan 85 sene önce Hitler karşısındaki sessizlik ve tepkisizlik dünya genelinde 80 milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştı. Gözü dönmüş bir caninin çılgınlığının faturasını tüm insanlık ödemişti. Bugün aynı hata tekrarlanmaktadır. Gazze kasabı Netanyahu ve kabinesinin soykırımları da tıpkı Hitler’e yapıldığı gibi büyük bir sessizlik ve tepkisizlikle izlenmektedir. Şunu kimse unutmasın ki ateş büyüdüğünde sadece bölgeyi yakmakla kalmaz, kıvılcımlar dünyanın her yerine düşer. Nasıl bugün Hürmüz’deki çözümsüzlüğün bedelini tüm dünya ödüyorsa, şayet İsrail haydutluğunun önü kesilmezse bunun ceremesini de bölgeyle birlikte tüm insanlık çekecektir. Avrupa’da İspanya’nın gösterebildiği cesaret ve sağduyulu tutumu başka ülkelerin de göstermesi tarihi bir sorumluluktur. Bugün Gazze’de devam eden soykırımın kanı buna tepkisiz kalanların eline yüzüne bulaşmıştır. İran’da, Lübnan’da başlayan, Suriye’yi, Akdeniz’i ve Afrika’yı tehdit eden bu saldırganlığın sonuçlarından da yine tepkisiz kalanlar mesul olacaktır. İsrail durdurulmalıdır. Bu, insanlığın ve insanlık cephesinin ödevidir. Tarihin tekerrürüne izin verilmemelidir. Türkiye, İsrail’in tüm sabotajlarına rağmen bölgesinde barışın ve huzurun ikamesi için elinden geleni yapacaktır. Komşularımızla, dost ve kardeşlerimizle, barışa inanan tüm ülkelerle el ele verecek, akan kanın ve gözyaşının dinmesi için tüm kapıları zorlamaya, diplomatik tüm yolları denemeye sabırla devam edeceğiz. Gazze’li ve Lübnan’lı kardeşlerimize de buradan dayanışma mesajlarımızı gönderiyor, her zaman yanlarında olan Türkiye’nin bundan sonra da yanlarında olmayı sürdüreceğini tekrar vurgulamak istiyorum.
“Çiftçilerimizin yükünü hafifletmek amacıyla önemli bir karar aldık”
Aziz milletim, kıymetli milletvekili kardeşlerim. Allah’a hamdolsun bu sene yağışlar açısından bereketli bir yıl geçiriyoruz. Öyle ki son 66 yılın en yüksek yağış seviyesine ulaştık. Bugün itibarıyla barajlarımızdaki doluluk oranı geçen yıla göre yüzde 26 artarak yüzde 81 seviyesine çıkmıştır. Hem yağışların üretim için olumlu seyretmesi hem de tarımsal üretimimize yönelik yaptığımız planlama ve destek uygulamaları sayesinde bu yıl birçok üründe yüksek bir rekolte bekliyoruz. Hatta tarihi bir üretim rekoru da inşallah bu sene kırabiliriz. Hububat hasat dönemi ülkemizin birçok yerinde başlamıştır. Mevcut tahminlerimize göre buğday üretimimiz geçen yıla göre yüzde 27, arpa üretimimiz ise yüzde 50 artacaktır. Geçen yıl kuraklık nedeniyle dekar başına 276 kiloya kadar düşen buğday verimini bu yıl ortalama 400 kilo olarak öngörüyor, hatta Trakya ve Çukurova gibi bölgelerimizde 700 kiloya varan verimler bekliyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisimiz geçen hafta alım fiyatlarını açıklamıştır. Aynı şekilde ofisimiz, 20 milyon ton depo kapasitesi ve 600’ün üzerinde alım merkeziyle hububat alımları için hazırlıklarını tamamlamıştır. Üreticimizin bir gram dahi ürünü ziyan olmayacak. Ofis, kendisine getirilen bütün ürünleri alacaktır. Ayrıca ofis, ürün teslimini müteakip 21. günden itibaren ürün bedeli ödemelerine de başlayacaktır. Yeni hasat döneminin tüm çiftçilerimize hayırlı olmasını diliyorum.
Üreticilerimizi ilgilendiren bir hususu daha burada paylaşmak isterim. Son dönemde bölgelerimizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar sebebiyle üretim girdilerinde artışlar yaşanmıştır. Bu da çiftçilerimizin maliyetlerine olumsuz yansımıştır. Çiftçilerimizin yükünü hafifletmek amacıyla önemli bir karar aldık. Bu yıl için açıkladığımız temel destek ve planlama desteği tutarımızı, İran kriziyle birlikte girdi maliyetlerinde oluşan aşırı artışları göz önüne alarak güncelliyoruz. Destek tutarlarımızı buna göre artırıyoruz. Şimdiden hayırlı, bereketli olsun diyorum.







