Batmanlı gazeteci-yazar İlhami Işık, RûpelNews’te yayımlanan yazısında, 45 yıldır devam eden şiddetin yalnızca can kayıplarına değil, demokrasi, hukuk ve özgürlüklerin zarar görmesine de yol açtığını belirtti. Işık, Kürt meselesinin siyasi ve kültürel zeminde özgürce tartışılabilmesi için şiddetin hiçbir koşula bağlanmadan, amasız ve fakatsız sona ermesi gerektiğini vurguladı.
İŞTE O YAZI
Hangi düşüncede olursanız olun, eğer sizi bir cenderede sıkıştıran önyargı sahibi değilseniz, şiddetin sona ermesini ‘amalarla’ tarif etmeye kalkmazsınız. Çünkü şiddetin bitmesi, hiçbir meşru fikrin, hiçbir hak talebinin, hiçbir siyasi konumun önünü kesmez. Kesilen şey, şiddetin kendisidir. Kesilen şey, kanın durmasıdır. Kesilen şey, bir ülkenin on yıllardır kendi evlatlarını birbirine kırdıran o kısır döngünün sona ermesidir.
Kırk beş yıllık şiddet sadece can yakmamıştır. Aynı zamanda bu ülkenin demokrasisinin canına da okumuştur. Demokrasinin ve hak ile özgürlüklerin önündeki en büyük engel görevini görmüştür. Buna inanmıyorsanız, zaten sizin hak ve özgürlükler arayışı diye bir derdiniz yoktur demektir. Çünkü şiddet varken hukuk işlemez, şiddet varken siyaset konuşulmaz, şiddet varken her talep “güvenlik” bahanesiyle rafa kalkar. Şiddet, herkesin elini kolunu bağlayan en kaba, en kaba ama en etkili araçtır.
Mevcut iktidara karşı olabilirsiniz. Hatta bu iktidardan nefret bile edebilirsiniz. PKK’ye karşı olabilirsiniz, hatta PKK’den nefret bile edebilirsiniz. Bu ülke ile ilgili en aykırı, en radikal, en uç düşüncelere de sahip olabilirsiniz. Tüm bunlara hakkınız vardır. Düşünce özgürlüğü tam da budur. Ama şu gerçeği inkâr edemezsiniz: Bu ülkenin demokrasisi önündeki en ciddi engel, şiddetin varlığıdır. Şiddet durduğu anda, geride kalan asıl tartışmalar ortaya çıkar. Şiddet durmadığı sürece ise her şey güvenlik meselesine indirgenir, her eleştiri ‘terörle ilişkilendirmeye’ açık hale gelir, her talep ‘bölücülük’ damgası yeme riski taşır. Eğer amacınız gerçekten hak ve hukuk arayışıysa,
eğer amacınız daha fazla demokrasiyse
eğer amacınız Kürtlerin en temel ihtiyaçlarını –dilini, kültürünü, siyasi temsilini, eşit vatandaşlığını– savunmaksa,
o zaman şiddetin varlığı ile kendi varlığınızı sürdürmüyorsanız,
şiddetin varlığı sizi beslemiyorsa
şiddetin son bulmasını ‘amalarla’ açıklamazsınız.
Amasız ve fakatsız şiddetin son bulmasını savunursunuz. Çünkü ‘amalar’, şiddeti bir pazarlık konusu haline getirir. “Önce şu reform yapılsın, sonra silah bıraksınlar”, “önce şu tutuklular çıksın, sonra olsun”,“önce şu yasa değişsin, sonra şiddet bitsin” demek: aslında şiddetin devamını kabul etmek demektir. Şiddet bir kez meşru müzakere kozu haline geldiğinde, demokrasi talebi ikinci plana düşer. Oysa gerçek bir hak arayışı, önce kanın durmasını ister. Çünkü kan durmadan hiçbir hak kalıcı olmaz.
Eleştirilerinizi veya düşüncelerinizi şiddetin son bulması üzerinden değil, demokrasinin ve hak ile özgürlüklerin önünün açılması üzerinden yaparsınız. Ve yapmalısınız da. Şiddet bittiğinde geriye kalan asıl iş, hukukun üstünlüğünü tesis etmek, yargıyı bağımsız kılmak, ifade özgürlüğünü genişletmek, siyasi katılımı eşit hale getirmek, Kürt meselesini güvenlik meselesi olmaktan çıkarıp siyasi ve kültürel bir mesele olarak ele almaktır. Bunlar şiddet durduktan sonra konuşulacak işlerdir.
Şiddet durmadan konuşulan her şey, ya bahanedir ya da şiddetin devamını örtülü biçimde savunan bir duruştur. Kırk beş yıl yetmedi mi? Kaç can daha gidecek, kaç aile daha dağılacak, kaç çocuk daha dağda ölecek, kaç köy daha boşalacak ki “artık yeter” denilsin? Şiddetin bitmesini ‘şartlı’ savunanlar, aslında şiddetin bir süre daha devam etmesini göze alanlardır. Çünkü şiddet durursa, ellerindeki en güçlü koz kaybolur. Şiddet durursa, gerçek demokrasi tartışması başlar. Şiddet durursa, kim haklı kim haksız daha net görülür.
Oysa bir toplumun olgunluğu, şiddeti koşulsuz reddetmekle belli olur. İktidardan nefret etseniz bile, örgütten nefret etseniz bile, ülkenin bütün sorunlarını radikal biçimde eleştirseniz bile, şiddetin bitmesini ‘amasız’ istemek, en temel insani ve demokratik duruştur.
Şiddet bitsin.
Amasız bitsin.
Fakatsız bitsin.
Ondan sonra konuşalım. Ondan sonra eleştirelim. Ondan sonra haklarımızı, özgürlüklerimizi, eşitliğimizi, demokrasiyi talep edelim. Şiddet durmadan talep edilen her şey, şiddetin gölgesinde kalır. Şiddet durduğunda ise gerçek tartışma başlar.
Bu kadar basit.
Bu kadar net.
Ve bu kadar insani.







