Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklama yapıyor.
Tülay Hatimoğulları, konuşmasının başında, “Yine gözaltı furyasına uyandık. Çok sayıda sol, sosyalist, devrimci, yurtsever arkadaşımız gözaltına alındı. Barışı konuştuğumuz bu günlerde hala klasik bir biçimde baskıların devam ediyor olmasını kabul etmek mümkün değil. 1 Mayıs engellenemez, ezilenlerin haklarını savunanlar gözaltına alınamaz, tutuklanamaz” dedi.
Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
“Bugün, işçi ölümlerinin, güvencesiz çalışmanın ve cezasızlığın bütün acısıyla bir kez daha hatırlandığı gündür.
‘2026’nın henüz ilk üç ayında ise 420 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti’
“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre Türkiye’de 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi; 2026’nın henüz ilk üç ayında ise 420 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Bunlar iş kazası değil, iş cinayetidir. Bize bunu kaza diye yutturmaya kalkanlar iyi bilsin. Çünkü patronlar, üç işçinin yapması gereken işi daha az ücret vermek amacıyla bir işçiye yaptırdığı için bu iş cinayetidir. Patronlar ve devlet, işçilerin temel yasal haklarını bile yok sayıyor. Koruma mekanizmaları eksik. Ayrıca var olan mekanizmalar da işletilmiyor. Bu nedenle bunlar iş cinayetidir.
Bakın, sadece geçen yıldan bugüne en az 2 bin 500 emekçinin ailesinin evine acı, yas ve daha fazla yoksulluk çöktü.
Bunlar soğuk rakamlar değil. Her bir eve düşen ateş, yetim kalan yoksul çocuklar, geride kalanlar için ölümün ağırlığıyla yaşamak demek.
Mesela soruyorum: Ökkeş Erol’u tanıyor muyuz?
Ökkeş Erol 74 yaşındaydı. Ancak geçinemediği için taşeron işçi olarak çalışıyordu. Tekirdağ Malkara’da fiber optik kablo döşeme işinde çalışırken yaşamını yitirdi. Onun hikâyesi tek bir ailenin acısı değildir.
Bu ülkenin emekçiye reva gördüğü hayatın özetidir: Gençliğinde çalış, yaşlılığında çalış, güvencesiz çalış. Sonra ölümün bile “kaza” sayılsın.
Hayır, bu kaza değil. Ökkeş Erol’un ölümü bu ülkenin utanç vesikasıdır. Bu sömürü düzenine ve yöneticilerine karşı açık bir iddianamedir.
Bu ölümlere “kaza değil cinayet, fıtrat değil katliam” diyoruz.
Yıldızlar Holding’e uyarı
Kapitalizmin sömürü düzenine karşı emeğin hakkını, emekçinin yaşamını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Sizler ölümlere ve zulme karşı sesinizi yükseltiyorsunuz. Patron maaşınıza el koyuyor, iktidar patronu koruyor. En doğal hakkınız olan itirazınızı ve talebinizi haykırıyorsunuz. Aç kalmamak için, çocuğunuza sıcak bir ekmek götürmek için mücadele ediyorsunuz.
Doruk Madencilik’te çalışan işçiler Ankara’da eylemdeler. Onları ziyaret ettim. DEM Parti milletvekilleri, muhalefet milletvekilleri ve birçok kesim onlarla dayanışma içinde.
“Açız, yoksuluz, çıplağız” diyerek açlık grevine giren işçilerin direnişi kısmi kazanımlarla devam ediyor.
Çalışma Bakanlığı maaşların bir kısmının ödendiğini söylese de bunun çok cüzi bir miktar olduğunu öğrendik. Madenciler tüm alacakları ve hakları için greve devam ediyor.
Bakın, Meclis’ten birkaç yüz metre ileride, Kurtuluş Parkı’ndaki eylemlerini sürdürüyorlar. Doymak bilmez Yıldızlar Holding’e aynen şu mesajı veriyorlar: “Yıldızlar da kayar, durmaz yerinde. Evet, işçilerin haklarını gasp eden Yıldızlar Holding’e bir uyarıyı da biz yapıyoruz: Amasız, fakatsız; eksiksiz ve zaman geçirmeden işçilerin haklarını tanıyın.”
‘Sorun tabelada değil düzenin kendisinde’
“Ülkeyi öyle hale getirdiler ki adliye saraylarının kapısında “adalet” yazıyor ama her evden adalet çığlığı yükseliyor. Demek ki sorun tabelada değil, düzenin kendisindedir.
Şimdi Adalet Bakanlığı bünyesinde “Faili Meçhul Suçları Araştırma” birimi kuruluyor. Araştırılsın elbette.
Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması da önemlidir.
Ama buradan açık söylüyoruz: Bu iş vitrin düzenlemesine dönüşmemeli, dağ fare doğurmamalı.
‘Gerçek iç barış ve demokrasi, bünyenin temizlenmesiyle olur’
“Faili meçhul dediğiniz şey gökten düşen karanlık değildir. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlıktır.
Dargeçit davası; Mehmet Sincar, Uğur Mumcu, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Deniz Poyraz, Hrant Dink, Berkin Elvan davaları; 10 Ekim Gar Katliamı davası… Faili meçhulleri saysak günler yetmez. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Faili meçhul davalar için gerekli adımlar atılmalıdır.
Siyaset, bürokrasi, mafya üçgeni; yani Susurluk zihniyeti… Bu üç ayak yıllardır birlikte duruyor. Birbirini besliyor, koruyor. Bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz.
O yüzden şunu net söylüyorum: “Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır” diyorlardı ya, o tuğla çekilmeli. O duvar yıkılmalı. Ülke olarak ebediyen Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun, üzerine gidilmeli.
Hangi isim çıkarsa çıksın, hangi kurumun içine girerse girsin hesap sorulmalı.”
Gülistan Doku soruşturması
“Gülistan Doku dosyasında açığa çıkan iddialar bize bir şeyi yeniden gösteriyor.
Kayyım idari tedbir değildir. Kayyım hukuki işlem değildir. Kayyım, halk iradesine çöken bir suç rejimidir. Dersim’e atanan kayyım vali şimdi organize cinayet dosyası kapsamında yargılanıyor.
Birçok kayyım valinin ve kaymakamın adı yolsuzluk belgelerinde geçiyor. Sayıştay raporları bunun en önemli göstergesidir.
Halfeti’ye bakın. Eski kayyım dahil onlarca kişi yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alındı.
Dün ellerinde telefon, dillerinde vatan, ağızlarında milliyetçilik vardı.
Bugün dosyalarda yolsuzluk, arkalarında talan var.
Yıllardır söylüyoruz: En çok “vatan” diyenin cebine bakın; en çok bayrak sallayanın ihalesine bakın; en çok DEM Parti’ye saldıranın arkasındaki suça bakın.
Çünkü bu ülkede hamaset, suçun makyajıdır.
DEM Parti olarak ucuz hamasete karşı siyaset üreterek yıllardır ısrarla bu iyiliği yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda önerimizi yineliyoruz: Meclis bünyesinde hakikati araştırma komisyonu kurulsun. Faili meçhuller araştırılsın. Hakiki bir yüzleşme yapılsın. Karanlıkta kalan bütün faili meçhuller aydınlatılsın.
Süreç
“Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi, Türkiye’nin önüne tarihsel bir eşik koydu.
Çatışma çözümü deneyimlerine baktığımızda, örgütlerin on yılda attığı adımlar burada bir yılda atıldı. PKK, silahlara veda ettiğini ve örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan ederek tarihi bir hamle yaptı.
Bu, yüz yıllık Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden biridir.
Bu adımın gereklilikleri yapılırsa Türkiye sadece prangalarından kurtulmayacak; toplumsal kutuplaşma azalacak, demokratikleşme zeminleri büyüyecektir.
Bu kadar aydınlık bir tablo önümüzde dururken, barış menziline koşar adım gidilmesi gerekirken iktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde.
Altını tekrar çiziyoruz: Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an, süreç karşıtları her türlü hile hurdanın içine girebilir.
Bakın, bu kadar fırsat ve risk denklemi varken iktidara soruyoruz:
Ekranlarda sürekli “Süreç tıkandı mı?” diyerek ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduğunu görmüyor musunuz?
Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar, bu sözümüzü iyi dinleyin: Ellerinizi hiç ovuşturmayın. Bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız.
Yine iktidara soruyoruz: Orta Doğu’da istikrarsızlığı derinleştirmek isteyen güçler, bekleme halinizden memnun. Bunu görmüyor musunuz? Madem “dış güçler” diye bir tehdit algınız var, o zaman bu tehditleri ortadan kaldırmak için barıştan daha iyi bir yol yok.
İktidar artık Nasreddin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit ve tespit tekerlemesine sarılarak puslu hava üretmemelidir.
Meclis Komisyonu’nun nihai raporu eksik de olsa, siyasi barışın yolunu açmak için bir rehber olarak kabul edilmeli ve ilerlenmelidir.
Artık arife tarif gerekmiyor. Adım atılsın ki ülke nefes alsın. Adım atılsın ki barış umudunun üstündeki kara bulutlar dağılsın.”
‘Barış bir pazarlık konusu değildir’
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin temel yakıtı; Sayın Öcalan’ın iradesi, Kürt Hareketi’nin, DEM Parti’nin, sol, sosyalist, demokrat ve barış yanlısı güçlerin barış inadı ve inancıdır.
Bizim için barış bir pazarlık konusu değildir. Bizim için barış bir irade, bir erdem, bir onur mücadelesidir.
Türkiye 52 yıl süren silahlı çatışmadan geçti. Ölümler, acılar, travmalar, yıkımlar yaşandı.
Sayın Öcalan’ın 27 Şubat Çağrısı’yla PKK, silahlı mücadeleyi bitirdiğini ifade etti. Demokratik siyaset hakkını kullanmak istiyor. Bundan daha doğal, daha meşru ne olabilir ki?
Yıllardır sayısız defa “Silahları bıraksınlar, gelip siyaset yapsınlar” diyenler, şimdi neden siyaset zeminini hukukla örmüyor?
Hukuki adımlar barışın süsü değil, çatısıdır. Hukuki adımlar, Türkiye’nin kendi yarasını kapatma iradesidir.
Bu adımlar, toplumun önüne “Artık ölüm değil, söz konuşacak” diyebilmenin güvencesidir.
Devlet aklı burada korkarak değil, kurarak davranabilmelidir. Devlet aklı, fırsatı heba eden değil; tarihi anda sorumluluk alan olmalıdır.
Bunu yapmak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını demokratik cumhuriyete taşıyacak zemini hazırlayan tarihi bir gelişme olacaktır.
Tarihte görülmemiş bir fırsat var. Bunu heba etmeyelim. Vebali de hesabı da tarih önünde ağır olur.
Biz DEM Parti olarak bu tarihi fırsatın heba olmasını engellemek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz.
Biz onurlu bir barışa yürekten inanıyoruz. Kalıcı bir barışın Kürde, Aleviye, inkâr edilene, yok sayılana nasıl pozitif bir katkı sağlayacağının bilincindeyiz.
Onurlu bir barışın Türkiye demokrasisine ne kadar fayda sağlayacağının farkındayız
Kaynak: İlke TV








