Gazeteci İlhami Işık: Süreç var gibi, çözüm yok

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gazeteci İlhami Işık, Elips Haber’de yayımlanan dikkat çekici analizinde, iktidarın çözüm sürecini tamamen sonlandırmadan ancak somut adımlardan da kaçınarak “süreçsiz süreç” politikası yürüttüğünü savundu.

Yazıda, uluslararası gelişmelerin ve iç siyasetteki dengelerin iktidarın elini güçlendirdiği belirtilirken, 2026 sonbaharında olası bir erken seçim senaryosuna dikkat çekildi.

İŞTE O YAZI:

 

Türkiye’de “Süreçsiz Süreç”

 

Öyle görünüyor ki mevcut iktidar ve özellikle AK Parti, çözüm sürecini bozmayacak ama kalıcı ve köklü adımlar atmaktan da özenle kaçınacak.

Bu yaklaşım, süreci bilinçli bir şekilde zamana yayma üzerine kurulu. “Her şeyi yaptık, PKK hâlâ silah bırakmamakta ısrar ediyor” stratejisini canlı tutarak hem kendi tabanını konsolide edecek hem de muhalefeti sürekli savunma pozisyonunda bırakacak.

 

Esasında 2024 sonu ve 2025 başlarında güvenlik kaygılarıyla başlatılan bu ikinci çözüm süreci, o kaygıların büyük ölçüde azalmasıyla birlikte fiilen rölantiye alınmış durumda.

 

Süreç ilk başladığında terör tehdidi, sınır ötesi operasyonların getirdiği maliyetler ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle ciddi bir aciliyet havası vardı. Ancak bugün gelinen noktada bu aciliyet büyük oranda ortadan kalkmış görünüyor.

Uluslararası konjonktür, Türkiye lehine güçlü bir rüzgâr estiriyor. Özellikle ABD’de Trump’ın yeniden başkan seçilmesi ve Erdoğan’la kurduğu sıcak, kişisel ilişki Ankara’ya önemli bir manevra alanı açtı.

Avrupa’da başta İngiltere olmak üzere birçok ülke, yeni bir kaos ve istikrarsızlık dalgasıyla karşılaşmamak adına Türkiye’nin yanında durmayı tercih ediyor.

 

Körfez ülkeleriyle geliştirilen sıcak ilişkiler de cabası. Bu tablo, başta dile getirilen “varoluşsal güvenlik korkusu”nu epeyce törpülemiş durumda.

 

 

Üstüne bir de Suriye’de yaşanan gelişmeler eklendi. SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu yönündeki adımlar ve İranda ki Kürt örgütlerinin savaşın ana akımından büyük ölçüde dışlanması, Türkiye’nin güney sınırındaki tehdit algısını ciddi oranda düşürdü.

 

Artık mesele, terörle mücadeleden ziyade Erdoğan’ın iktidarda kalma mühendisliğine ve AK Parti’nin uzun vadeli siyasi hakimiyetini pekiştirmeye dönüşmüş görünüyor.

 

Mevcut iktidar, bu süreçte muhalefete karşı oldukça rafine bir strateji izliyor. CHP’yi kendi içinde bir çatışma ve bölünme sarmalına sürükleyerek enerjisini iç tartışmalara hapsetmek, toplum nezdinde muhalefeti “ahlaki bir cendere”ye sokmak ve böylece baskın bir seçime gitmenin zeminini hazırlamak ana hedef.

 

Bu strateji son dönemde belirgin şekilde hız kazanmış durumda.

 

Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi, diplomasi açısından önemli bir vitrin olacak. Zirve sonrası bu hızlanmanın sahaya daha net yansıması halinde hiç sürpriz olmayacak.

 

Hal böyleyken, çözüm sürecinde atılması beklenen hukuki adımlar (silahsızlanma mekanizması, dönüş hukuku, af benzeri düzenlemeler vb.) doğuracağı tartışmalar nedeniyle iktidar tarafından bilinçli bir şekilde erteleniyor.

 

Bu adımlar, iktidarın mevcut gidişatına engel teşkil edebilir,o yüzden “süreç” ismi altında süreçsiz bir yönetim anlayışı devam ediyor.

 

Erdoğan, kendisine sorun yaratabilecek hiçbir somut adımı atmamaya kararlı görünüyor.

 

Ne “hayır” diyecek ne de “tamam” diyecek. Tam bir gri alan stratejisi.

Ne bozuyor ne ilerletiyor, sadece zamanı lehine işletiyor.

Bu tabloya baktığımızda, bizi 2026’nın sonbaharında bir erken seçim senaryosu bekliyor dersek pek de yanılmış olmayız.

Normal seçim takvimi 2028’i işaret etse de, iktidarın elindeki uluslararası rüzgâr, muhalefetin dağınık hali ve iç siyasi mühendislik olanakları, 2026 sonbaharını veya en geç 2027 başını oldukça makul bir zaman dilimi haline getiriyor.

 

Elbette her şey akışkan. Eğer ABD, İran’a yönelik geniş çaplı bir askeri operasyona girişirse denklem tamamen değişebilir.

 

Böyle bir gelişme, bölgesel güvenlik kaygılarını yeniden alevlendirir, Türkiye’nin elini hem güçlendirir hem de yeni riskler doğurur.

 

Ancak şu anki görünüm, büyük bir İran macerası olmadan tablonun mevcut yönde ilerlediğini gösteriyor.

 

Sonuç olarak, Türkiye siyaseti yeniden “bekle-gör” ve “zamanı lehine kullan” evresine girmiş durumda. İktidar, süreci kalıcı bir çözüme dönüştürmek yerine, onu kendi siyasi ömrünü uzatmanın bir aracına çevirmiş görünüyor.

 

Muhalefetin bu oyunu bozması ise, ancak kendi içindeki çatışmaları aşması ve toplumda yeni bir umut ve güven dalgası yaratmasıyla mümkün olabilir.

Aksi takdirde, 2026 sonbaharına kadar “süreçsiz süreç” devam edecek ve sandık, iktidarın istediği zeminde kurulacak gibi duruyor.

Giriş Yap

Batman Burada ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

NOT: ✅ Oturumu açık tut kısmını aktif hale getirin.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Uygulamamızı İndir ve Yorum Yap 🌟