İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan kalabalık devlet heyetinin Öcalan ile konuşmalara aktif katıldığını açıkladı. Meclis Komisyonu’nda görev alan TİP Milletvekili Ahmet Şık’a göre ‘devlet içinde süreci destekleyen ve desteklemeyen gruplar’ var. Şık; MİT Başkanı İbrahim Kalın için ‘yüzde yüz sürecin destekçisi ve çözüm odaklı bir yerden bakıyor diyebilirim’ şeklinde konuşuyor.
T24’den Murat Sabuncu’nun yazısı:
T24 Yazarı Cansu Çamlıbel’in İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan ile söyleşisinde pek çok önemli başlık vardı. Ben içlerinden iki tanesine odaklanmak istiyorum. Biri MED TV’de de anlattığı ‘İmralı’daki görüşme 5 saat sürmüş, kalabalık bir devlet heyeti de konuşmalara aktif müdahil olarak orada bulunmuş.’
Diğeri Abdullah Öcalan’ın CHP’ye yapılanlardan “oldukça rahatsız olduğu beyanı” ve Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde “CHP üzerindeki baskı durmalı” dediklerini söylemesi.
Önce “kalabalık devlet heyeti” konusuna yoğunlaşalım. Benim konuyla ilgili isimlerle yaptığım görüşmelerden anladığım devletin güvenlik birimleri ile beraber ‘hukuk konusunda da bilgi sahibi’ isimler masada olabilir. Buldan’ın ‘somutlaşması gereken konular için diyalog’ tanımını kullanması da ‘Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerekliliği’ de bu konuların konuşulduğu anlamına geliyor olabilir. Dün AKP Genel Başkan Vekili Efkan Âlâ’nın Meclis raporuna da gönderme yaparak atılması gereken adımların atılacağından bahsetmesi de bir hareketlenme olduğunu düşündürebilir.
Diğer önemli konu ise “CHP’ye yapılanlardan rahatsızlık duyulması” konusu. Bunu DEM Parti’nin yöneticilerinin uzun süredir verdiği demeçlerinde de hafta sonu parti meclisi toplantıları sonuç bildirgesinde de görmek mümkün:
“Türkiye’nin geleceği savaşta değil barışta, baskıda değil demokrasidedir’ başlıklı yazıda şu bölüm var: Türkiye’de barışın inşası ile demokrasinin gelişimi birbirini tamamlayan süreçlerdir. Barış olmadan demokrasi eksik kalır, demokrasi olmadan barış kalıcılaşamaz.”
İmralı Heyeti’nin yaptığı açıklamalardan iktidar tarafından gelen kimi cümlelerden ‘ağır da olsa bir yol alınmaya çalışıldığı izlenimi’ çıkabilir. Elbette daha önce ve bugün yaşanan hukuka aykırı pratikler niyet sorgulamasını haklı çıkarır. Ama konuyu sadece ‘iktidarın yakınında duran, kandırılan, sırf kendi sorununu düşünen Kürt siyaseti’ diye okumanın da, barış ihtimalini iktidarın çizdiği çerçevede kalmadan savunmaya çalışanlara yapılan negatif yaklaşımların da hayli sorunlu olduğunu düşünüyorum.
Dün TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Kürt Meselesi’ni anlattığı Ayna (Heli) kitabının tanıtımı sırasında partinin Genel Başkanı Erkan Baş şunu anlattı:
“Yakın geçmişte HDP’den bugün DEM’e iktidarla anlaştılar, yan yana duracaklar, demokratik mücadeleden vazgeçtiler’ diyenler oldu. Ama bu gerçekleşmedi. TİP’e gelince. Biz tarihsel geçmişimizle de örtüşen bir şekilde Kürt sorunu söz konusu olduğunda tarafsız kalamayacak bir partiyiz. Demokrasi sorunundan söz ediyorsak eşit yurttaşlık sorunundan bahsediyorsak Kürt sorunu merkezi bir noktadadır. Milyonda bir ihtimalde olsa ortada barış sözcüğü varsa bizim mutlaka bir şey yapmamız lazım. Bunu AKP’nin demokratlaşacağına ilişkin bir inançla, ihtimalle ilgisi yok. İlk baştan beri AKP ile mücadeleye devam barış için tereddütsüz evet dedik. Gücümüz yettiğince barış ihtimalini toplumsallaştırmaya çalıştık, çalışacağız.”
Toplantı sırasında Meclis Komisyonu’nda da yer alan Ahmet Şık’a, gazeteciliğinden beri çalıştığı konu da olan Kürt sorunu ve ‘devlet diye tarif edilen güç içinde sürece dair desteğin şeklini’ sordum. Şöyle yanıt verdi:
“Devlet içindeki bir kanat çözmek istiyor. Bugün bir parti devletinden bahsetmek mümkün. Ancak devletin artık bürokrasi üzerinden ayrıştığını düşünüyorum. Kabaca şöyle söyleyeyim: TSK içinde süreci destekleyen var desteklemeyen var. Emniyete de MİT te de yargıda da böyle bir durum var. Daha kritik bir şey söyleyeyim. Komisyona geldiğinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a da sorduk süreci destekleyip desteklemediğini. ‘Destekliyorum’ dedi ama benim hala bu konuda net fikrim yok. Söylemlerine baktığınızda hiç de destek olur bir hali yok. Ancak MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın anlattıkları, meseleye yaklaşımıyla kıyasladığımda İbrahim Kalın için yüzde yüz sürecin destekçisi ve çözüm odaklı bir yerden bakıyor diyebilirim.”
Ahmet Şık’ın milletvekili olarak ulaşabildiği kaynakları düşündüğümde bu anlattıklarını önemle kaydediyorum.
Bitirirken…
Türkiye’nin içinde olduğu bölge hayli karışık. İsrail saldırganlığı, ABD iş birliği ile yaptıkları-yapmayı hayal ettikleri riskleri sürekli büyütüyor. Böyle bir dönemde içeride Kürt sorununun çözümünden hukukun yeniden tesisine çok kritik adımlar atılmalı. Bu yapılırken başta ana muhalefeti hedef alan soruşturmalar-uzun tutukluklar süreci baltalıyor elbet. Yazıyı Erkan Baş’ın toplantıdaki şu haklı sorusuyla bitireyim:
“Haklarında AYM ve AİHM kararları bulunan Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Osman Kavala için herhangi bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç olmadan Anayasa’ya göre hemen serbest kalmaları mümkün? Neden hala hapisteler, neden uygulanmıyor Anayasa hükümleri?”








