Batmanlı gazeteci İlhami Işık’ın Serbestiyet’te yer alan yazısında, Çözüm Süreci yürütücülerine seslendi. Sürecin bu haliyle tehlkike barındırdığını ifade eden Işık, “Gerçek bir strateji; net hedefler, somut takvimler ve kararlı adımlar gerektirir. Sürekli erteleyerek, muğlak bırakarak, zamana yayarak bu sorunu çözemezsiniz. Çünkü sorun, kararlılık ile biter; belirsizlik görüldüğünde ise yeniden şekillenir.” Dedi
İŞTE O YAZI:
“Nisan olmadı, Temmuz’a bakalım” denilerek yönetilen bir süreç, strateji değil ancak sorumluluktan kaçıştır. Gerçek çözüm erteleme değil, kararlılık gerektirir.
Bir süredir Türkiye siyasetinin en çok tartışılan konuları arasında yer alıyor. Ne var ki bu süreç, vaat edilen netlik ve kararlılık yerine, sürekli ertelenen takvimler, muğlak açıklamalar ve çelişkili tutumlarla ilerliyor.
Bu durum, olabilecek en kötü yönetim tarzını yansıtıyor.
Sanki bir dejavu hali bu
2013-2015 çözüm sürecinde pkk’e süriye’de elde etmiş olduğu kazanım adına ” barış sürecini ” kendisi adına önemsizleştirip süreci bitirmişti.
Şimdi ise geçmişte pkk’nin yaptığı gibi devlette ” süriye’de SDG’nin entegrasonunu” kendisi açısından o çok dile getirilen ” güvenlik tehlikesi ” ortadan kalkmış gibi bir düşünceye kapıldığını sanıyorum.
Ama bu son derece yanıltıcı bir düşünce.
Ortadoğu’da yenilgi ve kazanımlar hiç bir zaman kalıcı olmamışlardır.
Ancak sorunlara kalıcı çözüm getirenler sorunu kazanım olarak noktalıyabilirler.
Öyle ki PKK’nın Mayıs 2025’te fesih açıklaması, silah bırakma törenleri ve büyük bölümünün Irak’a çekilmesi, kamuoyunda “sorun bitti” havası yaratmıştı.
Oysa aradan neredeyse bir yıl geçmişken Türkiye’de hâlâ somut bir yasal adım atılmış değil.
Meclis’te kurulan komisyon raporunu verdi, Mayıs ayında yasal düzenleme gelecek denildi, şimdi de Temmuz’a bırakıldı.
Bu “Nisan olmadı, Mayıs’ı da geçtik, hadi Temmuz’a” döngüsü, süreci zamana yaymaktan başka bir işe yaramıyor.
Bu yaklaşım, ne bir strateji ne de inandırıcı bir siyaset. Tam tersine, ne yaptığını bilmeyen ya da bu sürece içten inanmamış bir aklın ürünü gibi duruyor.
Yasal zeminin netleştirilmesi,yeni dönemde ortaya çıkabilecek yeni risklerin karşılanması gibi somut adımlar gerekiyor.
Bunların hiçbiri yapılmazken “artık sorun çözüldü ” demek, sadece kendi kendini kandırmaktır.
Suriye cephesindePKK artık bir tehlike olmaktan çıktı demekle, İran krizinde Kürtler tarafsız kaldı anlayışı ile yürütmeye çalışmak, strateji falan değil, olsa olsa sorumluluktan kaçışın adıdır.
Daha doğrusu, bu bir strateji bile değil. Bu ne yaptığını bilmeyen ya da bu sürece hiç inanmamış bir aklın ürünüdür demek daha doğru olur.
Gerçek bir strateji, net hedefler, somut takvimler ve kararlı adımlar gerektirir.
Sürekli erteleyerek, muğlak bırakarak, zamana yayarak bu sorunu çözemezsiniz. Çözemezsiniz çünkü sorun kararlılık ile biter, belirsizlik görüldüğünde yeniden şekillenir.
Türkiye, bu tarihi fırsatın değerini bilmek zorunda. Suriye’deki yeni yönetimden ders çıkararak, PKK’nın fesih kararını kalıcı bir çözüme dönüştürmek mümkün.
Bunun yolu ise sürekli yeni takvimler üretmek değil, somut yasal adımları bir an önce atarak süreci hukuki zemine oturtmaktır.
Aksi takdirde, bu süreç de önceki girişimlerin akıbetine uğrayabilir.








