TJA’nın özel bir Bakım Merkezi’nde yaşandığı iddia edilen vakalara karşı başlattığı oturma eyleminin ikinci gününde olay hakkında etkin bir soruşturma çağrısı yapıldı.
Eyleme Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Barış Anneleri’nin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Burada yapılan açıklamada basın metnini okuyan DBP Batman il Eşbaşkanı Resul Çetin, bakım merkezinde şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler vahşet olduğunu söyledi.
Ardından söz alan Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Esra Çiçek Mercan, kurumların etkin soruşturma yürütmediğini ve gerekli önlemleri almadığının altını çizerek, asıl sorumluluğun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde olduğu ifade etti.
Sorumlu kurumların etkin bir soruşturma yapmadığını söyleyen Esra Çiçek Mercan, “Kurumlar, yaşananlara ilişkin gerekli önlemleri almakta da yetersiz kalmıştır. Ortaya çıkan tablo, ihmali ve denetimsizliği açık biçimde gözler önüne sermektedir” dedi.
Sürece ilişkin tüm kaygıların şeffaf biçimde giderilmesi ve kamuoyunun eksiksiz bilgilendirilmesi çağrısı yapan TJA Aktivisti Nur Aytemur ise “Artık kaderimizi devletin kurumlarının insafına bırakamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bir kurumu denetlemeye gitmeden önce, rüşvet yoluyla önceden haber verildiğine ilişkin iddiaları okuduğumuzda ise insanlığımızdan utandık. Bu tablo yalnızca bir ihmal değil, aynı zamanda çürümüşlüğün ve cezasızlık düzeninin de göstergesidir.” ifadelerini kullandı.
Kadınların erkek egemen sistem tarafından dezavantajlı hale getirilmeye çalışıldığını vurgulayan TJA Aktivisti Ayla Akat da kadınların bu sistem ile dört duvar arasına hapsedilmek istendiğini dile getirdi.
Açıklamada son olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yarımcısı Rüştü Tiryaki, bu olay karşısında sessizlik ve yayın yasağıyla hareket edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Ben bir hukukçuyum; aramızda da çok sayıda hukukçu var. Yüzlerce dosyada avukatlık yapmış insanlar olarak şunu çok iyi biliyoruz: Bu ülkede solcular, Kürtler ya da muhalifler hakkında bir soruşturma yürütüldüğünde, daha avukatlar dosyaya erişmeden ifadeler ve soruşturma bilgileri iktidara yakın televizyon kanallarında ve basın organlarında sayfalarca yayımlanabiliyor. Çünkü bu, iktidarın işine geliyor. Nitekim iktidar, kendi lehine gördüğü her konuda — son dönemde belediyelere yönelik operasyonlarda olduğu gibi soruşturmalara dair her türlü bilginin yandaş medya aracılığıyla servis edilmesine göz yumuyor, hatta buna alan açıyor. Peki, söz konusu olan kimsesizlerin kimsesi olmakla övünen devletin kendi denetimi ve gözetimi altında yaşanan, açıkça bir insanlık suçu niteliği taşıyan bu olaylar olduğunda ne yapılıyor? İlk yapılan şey sessizlik, suskunluk ve yayın yasağı oluyor. İşte bunu kabul etmiyoruz; bu karartma düzeni kabul edilemez” şeklinde konuştu.





